28 Şubat bin yıl da sürse direneceğiz!

Özgür-Der Sakarya Şubesi, 28 Şubat darbesinin 10. yıl dönümünde, adalet ve özgürlük için mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini belirtti.

28 Şubat 1997’de alınan MGK kararlarıyla başlayan ve 28 Şubat darbesi olarak adlandırılan sürecin başlamasının üzerinden 10 yıl geçti. Özgür-Der Sakarya Şubesi, yaptığı basın açıklamasında yaşanan sürecin değerlendirerek, adalet ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini ifade etti. Açıklamada “28 Şubat’tan bugüne, Müslümanların üzerine gelerek, toplumdaki İslami umut ve beklentileri bastırmak için, sermaye, medya, bürokrasi, YÖK ve Danıştay ideolojik aygıtlar aracılığıyla her türlü oyunu ve tuzağı tertip edenler, kendi düzenlerinin bekası için halkın emek ve değerlerini sömürüyor. İnsanları asgari ücretle, yoksulluk sınırında yaşamaya mahkum edenler, darbe düzeninden nemalanarak son derece müsrif bir hayat tarzını sürdürüyorlar. Yasakçı ve baskıcı uygulamalarının ödülü ise yolsuzluk ve soygunlarına göz yumulması oluyor,” denildi.

Yaşanan sürecin gözden geçirilmesi çağrısı yapılan açıklamada “Kurdukları düzenle birlikte yüzünü on yıllardır tamamıyla Batı’ya döndürenler, şimdi Batı’nın ikiyüzlü politikalarına karşı tam bir acizlik ve çaresizlik halini yaşıyorlar. Batının ilahlarına ve sahte değerlerine teslim olanlar, kendi yapay kimliklerini savunmak adına bugüne kadar bu coğrafyadaki farklı kimlikleri tektipleştirmeye çabalayanlar; şimdi yeniden “kurtuluş”tan dem vuruyor, sivil üniformalı güçleri harekete geçirmeye uğraşıyorlar. Resmi tarihin efsanelerine kendilerini fazlasıyla kaptıranlar, halka rağmen kurulan otoriter bir yönetimin yıllardır uyguladığı darbeci politikalarla yüzleşmek yerine, tehlikeli oyunlarına devam ediyor. Bu süreçte İslami kimliğimize yönelik baskıları ve dayatmaları kesinlikle kabul etmediğimizin şahitliğini yapmakla mükellefiz.” denildi.

Basın açıklamasının tam metni: 28 Şubat bin yıl da sürse direneceğiz!

Kendisini darbelere yaslayarak ayakta tutmaya çalışan oligarşik düzenin yaptığı 28 Şubat darbesinin onuncu yılında, hukuksuz uygulamalar devam ediyor. On yıllardır Müslüman halkın dinini ve değerlerini hafife alan, Müslümanları baskı altında tutan, İslam’ı toplumsal hayattan kopartıp merasimler, özel gün ve geceler dini gibi empoze etmeye çalışan sistem, bu kötü alışkanlıklarından bir türlü vazgeçmiyor. Özellikle başörtüsü yasağı üzerinden sürdürmeye ve yaygınlaştırmaya çalıştığı baskı ve darbe ortamını, yeri ve zamanına göre diğer sivil unsurlar üzerinde de yerleştirebilmeyi amaçlıyor.

28 Şubat’tan bugüne, Müslümanların üzerine gelerek, toplumdaki İslami umut ve beklentileri bastırmak için, sermaye, medya, bürokrasi, YÖK ve Danıştay ideolojik aygıtlar aracılığıyla her türlü oyunu ve tuzağı tertip edenler, kendi düzenlerinin bekası için halkın emek ve değerlerini sömürüyor. İnsanları asgari ücretle, yoksulluk sınırında yaşamaya mahkum edenler, darbe düzeninden nemalanarak son derece müsrif bir hayat tarzını sürdürüyorlar. Yasakçı ve baskıcı uygulamalarının ödülü ise yolsuzluk ve soygunlarına göz yumulması oluyor.

Toplum mühendisliğiyle devam ettirilen post-modern darbenin üzerinden on yıl geçmesine rağmen hala aynı baskıcı projeler hayata sokulmaya çalışılıyor. On yıl önce “laik-anti laik” cepheleşmesi üzerinden toplumu kamplara bölüp, muhalefet direncini kırmaya çalışan darbeciler; bugün aynı tehlikeli oyunu “vatansever-vatan haini” ya da “ulusalcı-bölücü” kamplaşmalarıyla oynuyor. İktidarlarını korumak için küresel işgalcilerin kirli emellerine çanak tutacak kadar alçalabilenler; lafa geldiğinde “bağımsızlık” ve “bölünmez bütünlük” söylemlerinin arkasına sığınıyor. Toplumun meşru taleplerini darbelerle susturanlar; emperyalizme ve azgın kapitalizmin sömürülerine karşı ise seslerini dahi çıkartamıyorlar.

28 Şubat ve daha önceki darbelerle pekiştirilen askeri vesayet sistemi, son dönemde inisiyatif ve avantajlarını avucunun içinden kaçırdığını hissettikçe, yaşadığı bunalımdan olacak, daha saldırgan bir tutum takınıyor. Yasaklar ve hukuksuzluklar peşi sıra geliyor. Kendi halkına karşı topyekün savaş ilan edenler; efendilerinin geniş ölçekli projelerindeki yerini ise göremiyor. Uluslararası emperyalizmin yeniden dizayn etmek istediği bu coğrafyada, bilhassa ABD, İngiltere ve İsrail eksenli çeteci katiller ittifakı, bölge ülkelerinin sosyo-ekonomik ve jeopolitik şartlarını kendi çıkarlarına uydurmaya yönelik politikalar üretirken; Türkiye, hem bu sürecin efendileriyle stratejik ortaklıklar kuruyor, hem de ortaya çıkan tabloya itiraz ederek komik bir duruma düşüyorlar.

Kurdukları düzenle birlikte yüzünü on yıllardır tamamıyla Batı’ya döndürenler, şimdi Batı’nın ikiyüzlü politikalarına karşı tam bir acizlik ve çaresizlik halini yaşıyorlar. Batının ilahlarına ve sahte değerlerine teslim olanlar, kendi yapay kimliklerini savunmak adına bugüne kadar bu coğrafyadaki farklı kimlikleri tektipleştirmeye çabalayanlar; şimdi yeniden “kurtuluş”tan dem vuruyor, sivil üniformalı güçleri harekete geçirmeye uğraşıyorlar. Resmi tarihin efsanelerine kendilerini fazlasıyla kaptıranlar, halka rağmen kurulan otoriter bir yönetimin yıllardır uyguladığı darbeci politikalarla yüzleşmek yerine, tehlikeli oyunlarına devam ediyor.

28 Şubat’ın bizzat üzerinden geçerek yok etmeye çalıştığı Müslümanlar ise maalesef içinde bulunduğumuz darbe düzenini ve darbecileri doğru bir perspektiften eleştirmeyi halen göze alamıyor. Sisteme bakışında ciddi ve köklü bir sorgulama ve değişim görünmüyor. On yıldır darbe ortamı, sürekli gerilerek ve yayılarak adalet ve ahlak duyguları törpülenirken, darbeye maruz kalmış Müslümanlar; asıl sorgulanması gereken konuları bir kenara bırakıp, yemeğin hangi elle yeneceğine kafa yorabiliyor. Bu pasif ve gerçeklerle yüzleşmekten uzak hal ise sadece darbecilerin işini kolaylaştırıyor. Oysa Müslümanlar teferruatları bırakıp, füruat dediği asıl meseleleriyle ilgilenmek, vesayet düzenine karşı inisiyatif geliştirmek ve İslami bir direnişin nasıl güçlendirilebileceğinin teorisini yapmak, pratiğini uygulamak zorundadırlar.

İslami kimliğimize yönelik baskıları ve dayatmaları kesinlikle kabul etmediğimizin şahitliğini yapmakla mükellefiz. 28 Şubat sürecinde karşılaştığımız tablo, nasıl bir sistem içinde yaşadığımızı somut örnekleriyle göstermiştir. Kendi elleriyle yaptıkları darbe kanunlarını dahi çiğneyebilenlerden, adil bir tutum takınmaları beklenemez. O halde yapılması gereken, adalet ve özgürlük için kesintisiz biçimde mücadele etmektir.

Darbecilerin karanlık uygulamalarına, hukuksuzluklarına, ideolojik eğitimlerine ve baskılarına asla teslim olmadan, vahyin aydınlığında ve resullerin örnekliğinde ömrümüzün son anına kadar direnmeyi hayat tarzı haline getirebilmeliyiz. Tevhid, adalet ve özgürlük taleplerimizden hiçbir zaman vazgeçmeyelim. 28 Şubat’ı bin yıl sürdürmeye çalışanlar, binlerce yıl sürecek İslami bir direnişi karşılarında bulsunlar. Adalet ancak İslam ile ve Allah için direnen Müslümanların eliyle gelecektir.

Direniyoruz! Kazanacağız!

Özgür-Der Sakarya Şubesi

Reklamlar

~ tarafından ahrar Şubat 28, 2007.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: