“Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bir ülkede düşünce adamı mı yetişir?”

İslâm’ın siyasal boyutu dünya gündeminden kalkınca, İslâm’ın dinamiklerine ait ne varsa yanlış yorumlanmakta ve kitleler farklı yönlere kanalize olmaktadırlar. 
 
 Ondan sonra bize de; İslâm’da kadın hakları, İslâm’da cihad, İslâm’da düşünce özgürlüğü… gibi başlıklar adı altında İslâm’ı savunmak kalıyor. Bendenizin bu girdaptan hiç hoşlanmadığımı belirtmeliyim.
Neyi, ne zaman, hangi zemin ve şartlarda konuşup tartışacağız? İslâm’dan kaynaklanmayan sorunlara İslâm’dan çareler aramaya daha ne zamana kadar devam edeceğiz? Başkalarının yükünü çekmekten ve birilerinin bizim yerimize düşünmelerinden ne zaman feragat edeceğiz? Allah, Kur’an-ı Kerim’de; “Akletmiyor musunuz?” diyor. Bir anlık İslâmi tefekkürün bin yıllık nafile ibadetten üstün olduğunu söyleyen yüce Rasül, Hira mağarasına giderek hem düşünür tefekkür eder, hem de uzlete çekilerek, putperest kavim için neler yapılabileceği noktasında beyin fırtınası yapardı.


Üstat Cemil Meriç, “Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bir ülkede düşünce adamı mı yetişir?” diye soruyordu. Üstada katılmamak ne mümkün! Düşünen beyinler, resmi ideoloji tarafından suçlu ilan edildiği sürece bu ülkede gerçek manada düşünce adamı yetişmez. Kendi ülkesinin yakın tarihini deşifre etmekten, gerçeklerin gün ışığına taşınmasından korkanlar ve hâlâ birilerini yasalarla korumaya çalışanların var olduğu ülkede, neyi savunacaksınız? Sözün tükendiği noktaya gelmesinden ben çok korkarım. Söylediklerinizi kulakla okuyan, gönülle dinleyen varsa, (isterse onlar görüşlerinize katılmasınlar) düşüncelerinize saygı da vardır. Zaten hiç kimsenin sizin gibi düşünme zorunluluğu yoktur. Tıpkı sizin başkaları gibi inanma ve düşünme zorunluluğunuz olmadığı gibi. Dolayısı ile sizin başkalarına olan yakınlığınız, başkalarının size olan yakınlığı kadardır.


“İnanca saygı, düşünceye özgürlük…” Bu güzel sözün teoride altına imza atmayacak insan çok azdır. Fakat pratiğe gelindiği zaman nedense demokrat ve liberallerin bir kısmının dahi mütedeyyin insanların inanç ve düşüncelerine saygı göstermediklerini, laikçi koroya ayak uydurduklarına şahit oluyoruz.
Geçenlerde solcu düşünceye sahip mahalli bir gazeteciye insan haklarının Avrupa’daki ilk sözleşmesinin tarihini, ismini ve nerede yapıldığını sordum, afallayıp kaldı. İngiltere hükümetine başkaldıran İngiliz baronlarına haklar tanınmak amacı ile 1215’te çıkarılan “Magna Charta”, dönemin kralı John tarafından kerhen imzalanmıştır.


Solcu gazeteci şayet sorduğum suale cevap verebilseydi, ona Magna Charta’dan 593 yıl evvel imzalanan Medine Sözleşmesi’nden bahsedecektim. Kendi inandığı değerleri bilmekten aciz olan insana sizin değerinizi anlatmanız oldukça güçtür. Onun için bendeniz hasmımın küfründe samimi ve kendi alanında bilge olmasını tercih ederim.


İnsan haklarının temelini Magna’ya indirgeyenler eğer cahil değillerse, gerçeğin üzerini kapamaya çalışan sahtekârlardır. Bizim laiklerin kaçta kaçı mesela Medine Sözleşmesi’ni açıp okumuşlardır? İnsanlığa ahkam kesen aydınlar, 622’de imzalanan insan hak ve vecibelerinin yer aldığı Medine Sözleşmesi’ni tarafsız bir şekilde inceleseler, batılıların değerlerine bu kadar bağlanmazlardı.


Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi ile BM İnsan Hakları Beyannamesi de tarihi itibarı ile hem yeni hem de çağın kuşatıcılığı karşısında yetersizdirler.
Batı’yı her şey zannedenler acaba İslâm’ın insanlığa sunduğu evrensel hakları biliyorlar mı? Temel dinamiklerin bazılarını sıralayalım:
İslâm’da bütün insanlar Adem’in çocukları olup eşit haklara sahip olarak doğarlar.
Yeryüzüne gelen her canlı yaşama, özgürlük ve hürriyet haklarına sahiptir.
Bütün insanların canları, malları ve namusları koruma altındadır, aynı zamanda kutsaldır.


Dünya hayatının temeli adalettir. Hz. Ömer, “Kişinin rızası üzerine bina edilmeyen camiyi yıkın, ama adaleti yıkmayın” buyurmuştur. Adalet, mülkün temelidir.
Herkes dilediği gibi inanma, düşünme, düşündüklerini beyan etme hakkına sahiptir.
Herkes kazanma hakkına sahiptir. Kimsenin malı ve kazancı haksız yollarla gaspedilemez.
Zulmün, işkencenin ve haksızlığın her türü yasaklanmıştır.


Bütün insanlar eğitim ve öğretim özgürlüğüne sahiptir.
Düşüncenin boyutunu ve bu konuda düşündüklerimizi beyan etmeye yerimiz kalmadı. Aynı konu hakkında bir sonraki haftaya yazı bırakmaktan pek hoşlanmıyorum. Şu kadarını söylemekle iktifa edeyim.


Düşünmek fazilettir. Düşünen kafalar özgür ve cesur olurlar. Düşünce eylemini başkalarına bırakanlar korkak oldukları gibi, kafalarını kiraya verdikleri için aynı zamanda köledirler. Köle toplumdan özgür toplum neşet etmez.


Baskı ve peşin hükümle düşünmeksizin beyin yıkayarak verilen emir ve talimatların İslâm nazarındaki değeri sıfırdır.
Düşünce suçunun olmadığı tek sistem, iddia ediyorum ki İslâm’dır. Baskıcı rejimlerden kurtulmak ve özgürce düşünmek, inanmak ve yaşamak istiyorsanız, tercihinizi İslâm’dan yana yapmanız gerekiyor.

 
OMER SERDAROGLU

Reklamlar

~ tarafından ahrar Aralık 27, 2006.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: