F tipi Cezaevine Karşı…. (!)

F Tipi sorununda sorumluların ilgisiz, duyarsız tutumları büyük ölçüde devletin insan hakları konusunda takındığı baskıcı tutum ve muhalifleri dikkate almayan yaklaşımından kaynaklanmakta. Bununla birlikte kamuoyunun konuyu sahiplenme noktasındaki duyarsızlığının da bu durumu beslediği açıktır. Oysa herkesin yapabileceği bir şeyler olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu noktada herkesi dün Sirkeci Postanesi’nden Meclis Başkanlığı ve Başbakanlığa gönderilen ortak imzalı mektubu kendi adına aynı muhataplara göndermeye çağırıyoruz. Aşağıda Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın ve Başbakanlığın mail adresleri ve faks numaraları yer almakta. Okuyucularımız söz konusu mektubu kopyalayıp altına kendi adlarını koyarak mail ya da faks yoluyla Meclis Başkanlığı’na ve Başbakanlığa gönderebilirler. bulent.arinc@tbmm.gov.tr
TBMM Tel: 0 312 420 51 51 (pbx 10 hat)

bimer@basbakanlik.gov.tr
Başbakanlık Tel: 0 312 417 64 40 /390-391

Gönderilecek Metin

MECLİS BAŞKANI ve BAŞBAKAN ÖLÜMLER ZİNCİRİNE YENİ BİR HALKA DAHA EKLENMEMESİ İÇİN HAREKETE GEÇMELİDİRLER!

Türkiye, sorunlarını çözmek, hatta daha da öncesinde konuşmak noktasında zorlanan bir ülke. Ülkeyi bir tür sorunlar yumağına dönüştüren bu olgu devlet ile halk arasında, halkın belli kesimleri ile diğerleri arasında sağırlar diyaloguna yol açmakta ve sonuçta sıkıntılar, anlaşmazlıklar, gerilimler katlanarak büyümekte.

Cezaevi sorunu, daha doğrusu F Tipi cezaevlerinde uygulanmakta olan tecrit sorunu da son yılların önemli gerilim maddelerinden biri olarak ülke gündeminde yer almakta. Aralık 1999’dan itibaren F Tipi cezaevlerinde başlatılan tecrit uygulamasına karşı gerek içeride tutuklular tarafından, gerekse de dışarıda tutuklu yakınlarınca sürdürülen eylemler ölümlerle sürmekte. Ve doğal olarak bu sorun etrafında şekillenen tavır alışlar ciddi bir gerilim kaynağı olarak zaten bir hayli kırılgan olan toplumsal huzuru daha da riskli, sıkıntılı hale getirmekte.

Ne yazık ki, bugüne kadar tam 122 insanın ölümüne yol açan bu sorunun çözümü ve toplumsal gerilim odaklarından biri haline gelen bu sıkıntının giderilmesi noktasında sorumluların herhangi bir somut çabası görülmemektedir. Bunca acıya karşın sorun medya tarafından görmezden gelinmekte; Adalet Bakanlığı ise “konu kapanmıştır” yaklaşımı içinde kanayan yaranın adeta üstünü örtmeye çalışmakta. Halbuki tüm bu umursamazlığa, soruna yönelik taleplere karşı takınılan duyarsız tutuma karşın, bu sorun yeni canlar alarak sürmekte ve ülke gündeminde zaten gereğinden fazla bulunan gerilim odaklarından biri olarak toplumsal huzuru olumsuz yönde etkilemeye devam etmekte.

Siyaset ve Siyasetçi İnsani Bir Soruna Gözlerini Kapayamaz!

Oysa, hiç tartışmasız cezaevlerinde süregelen tecrit dayatmasına karşı itirazları, tepkileri, talepleri görmezden gelmek gerek hukuk ilkeleri, gerekse de insan hakları ile çelişen bir tutumdur. Daha garibi ise bu derece ağır sonuçlara yol açmış ve toplumsal bir huzursuzluk kaynağına dönüşmüş bir uygulamanın tartışılmasının dahi adeta engellenmesi, bu soruna yönelik çağrılara, taleplere otoriter bir tahammülsüzlükle kulak tıkanmasıdır.

Açıktır ki, hapis cezası bir hak mahrumiyetidir ve en temel hak olan özgürlüğün kısıtlanmasını içerir. Tecrit ise ceza içinde ikinci bir ceza olmaktadır. Bir an için mevcut hukuk sisteminde sıkça karşılaşılan aksaklıklar, çarpıklıklar bir kenara bırakılacak olsa dahi, suçlu insanların özgürlüklerinin kısıtlanmasına ek olarak ikinci bir cezalandırmaya tabi tutulmalarının ve tecride mahkum edilmelerinin hukuk mantığıyla çelişen bir uygulama olduğunu görmemek mümkün olabilir mi?

Cari sistem nezdinde suç işlemiş olmak, insanın özüne aykırı muamelelere tabi tutulmasını haklı çıkarmaz. İnsan sosyal bir varlıktır, siyasal kimlik taşır. Şartlar kısıtlı da olsa, birtakım engellerle yüz yüze de olsa paylaşma ve kendini geliştirme duygularını sürdürmek ve gerçekleştirmek ister. Oysa tecrit insanların tam da bu niteliğini köreltmeyi, tasfiye etmeyi hedefleyen bir dayatmadır. İnsanı özüne, fıtratına yabancılaştırmayı amaçlamaktadır. Ve gayet açıktır ki, söz konusu olan şey inancı, görüşü, siyasi tutumu ne olursa olsun insani değerleri önemseyen herkesin karşı çıkması gereken bir zulümdür.

Tecrit hukuki boyutuyla karşı çıkılması gereken bir uygulama olduğu gibi, siyasi açıdan da tavır almayı gerektiren bir sorundur. Ölümlere yol açan bir soruna bitmiştir, kapanmıştır tarzıyla yaklaşmak olsa olsa siyasetin ve toplumsal sorumluluğun ölümüne işarettir.

Ölümlere yol açan ve vicdanlarda derin kırılmalar meydana getiren tecrit sorununa karşı hükümetin basit bir düzenleme yapıp, kanayan bu yarayı iyileştirme çabasına girmekten kaçınmasını anlamak mümkün değildir. Bu çerçevede örneğin daha önce çeşitli mesleki örgütlerin ve kuruluşların Adalet Bakanlığı’na önerdiği “3 kapı 3 kilit” düzenlemesinin neden kabul edilmediğinin izahı yoktur.

F Tipi cezaevleri sorunu gündeme geldiği andan itibaren büyük acılara, hak gasplarına ve aynı zamanda da ısrarlı bir direnişe sahne oldu. Bugüne dek içeride ve dışarıda tam 122 insan bu uygulamaya karşı tavırları neticesinde can verdiler. Tüm bu yoğun ve sarsıcı zemine rağmen yetkililerde en küçük bir kıpırdanma göze çarpmıyor. Sorumlular suskun ve ilgisiz. Oysa ülke yeni bir ölümün eşiğinde durmakta.

Ölümler Zincirine Yeni Bir Halka Daha Eklenmesin!

Av. Behiç Aşçı tecrit dayatmasına karşı aylar önce başladığı ölüm orucu direnişinde tehlikeli bir sona doğru ilerlemekte. Müvekkillerinin hukukunu korumak, bir türlü duyulmak, görülmek istenmeyen taleplerini seslendirmek için bir avukatın ölüme yatması şimdiden bu ülkenin insan hakları sicilini lekeleyen bir görüntü doğurmuştur. Behiç Aşçı’nın eylemi yetkililerden olumlu bir yaklaşım sadır olmazsa ölümle sona erecektir. Bu ise şüphesiz tüm bir toplum için ağır bir yük, bir vebal demektir.

Ülkemiz cezaevlerinde yaşanan tecrit sorununun zannedildiği gibi sadece muhalif sol kesimlerin gündemleştirmeye çalıştığı bir konu olmadığına, bu sorunun temelde insan hakları ve elbette İslami değerler açısından ciddi bir sorun olduğuna inanıyorum. Ülkeyi geren, huzursuz eden sorunlar demetinden birisi olarak algıladığımız bu sorunun adalet ve hakkaniyete uygun bir tarzda çözülmesinin toplumsal barışa katkıda bulunacağını düşünüyorum; bu soruna dair yapılacak bir düzenlemenin olumlu yankılar getireceğine inanıyorum. Bu kaygılar ve temennilerle kendilerini toplumsal sorunlar konusunda sorumlu bir birey olarak yeni bir ölüm vakasının daha gerçekleşmemesi için yetkilileri harekete geçmeye çağırıyoruz.

Reklamlar

~ tarafından mollaca Aralık 21, 2006.

Bir Yanıt to “F tipi Cezaevine Karşı…. (!)”

  1. Üstteki dilekçe tarzındaki yazıyı mail adresi verilen kişi ve kurumlara yollayıp tecride karşı özgürlük isteminizi yenileyin..Mazlumun adı rengi dili ırkı ideolojisi yoktur bu bilinçle haydi eyleme..Evrensel Adalet Ve özgürlük sloganını imzanız olarak eklemenizi temenni ediyoruz…

    ŞÖYLE :

    MECLİS BAŞKANI ve BAŞBAKAN ÖLÜMLER ZİNCİRİNE YENİ BİR HALKA DAHA EKLENMEMESİ İÇİN HAREKETE GEÇMELİDİRLER!

    Türkiye, sorunlarını çözmek, hatta daha da öncesinde konuşmak noktasında zorlanan bir ülke. Ülkeyi bir tür sorunlar yumağına dönüştüren bu olgu devlet ile halk arasında, halkın belli kesimleri ile diğerleri arasında sağırlar diyaloguna yol açmakta ve sonuçta sıkıntılar, anlaşmazlıklar, gerilimler katlanarak büyümekte.

    Cezaevi sorunu, daha doğrusu F Tipi cezaevlerinde uygulanmakta olan tecrit sorunu da son yılların önemli gerilim maddelerinden biri olarak ülke gündeminde yer almakta. Aralık 1999’dan itibaren F Tipi cezaevlerinde başlatılan tecrit uygulamasına karşı gerek içeride tutuklular tarafından, gerekse de dışarıda tutuklu yakınlarınca sürdürülen eylemler ölümlerle sürmekte. Ve doğal olarak bu sorun etrafında şekillenen tavır alışlar ciddi bir gerilim kaynağı olarak zaten bir hayli kırılgan olan toplumsal huzuru daha da riskli, sıkıntılı hale getirmekte.

    Ne yazık ki, bugüne kadar tam 122 insanın ölümüne yol açan bu sorunun çözümü ve toplumsal gerilim odaklarından biri haline gelen bu sıkıntının giderilmesi noktasında sorumluların herhangi bir somut çabası görülmemektedir. Bunca acıya karşın sorun medya tarafından görmezden gelinmekte; Adalet Bakanlığı ise “konu kapanmıştır” yaklaşımı içinde kanayan yaranın adeta üstünü örtmeye çalışmakta. Halbuki tüm bu umursamazlığa, soruna yönelik taleplere karşı takınılan duyarsız tutuma karşın, bu sorun yeni canlar alarak sürmekte ve ülke gündeminde zaten gereğinden fazla bulunan gerilim odaklarından biri olarak toplumsal huzuru olumsuz yönde etkilemeye devam etmekte.

    Siyaset ve Siyasetçi İnsani Bir Soruna Gözlerini Kapayamaz!

    Oysa, hiç tartışmasız cezaevlerinde süregelen tecrit dayatmasına karşı itirazları, tepkileri, talepleri görmezden gelmek gerek hukuk ilkeleri, gerekse de insan hakları ile çelişen bir tutumdur. Daha garibi ise bu derece ağır sonuçlara yol açmış ve toplumsal bir huzursuzluk kaynağına dönüşmüş bir uygulamanın tartışılmasının dahi adeta engellenmesi, bu soruna yönelik çağrılara, taleplere otoriter bir tahammülsüzlükle kulak tıkanmasıdır.

    Açıktır ki, hapis cezası bir hak mahrumiyetidir ve en temel hak olan özgürlüğün kısıtlanmasını içerir. Tecrit ise ceza içinde ikinci bir ceza olmaktadır. Bir an için mevcut hukuk sisteminde sıkça karşılaşılan aksaklıklar, çarpıklıklar bir kenara bırakılacak olsa dahi, suçlu insanların özgürlüklerinin kısıtlanmasına ek olarak ikinci bir cezalandırmaya tabi tutulmalarının ve tecride mahkum edilmelerinin hukuk mantığıyla çelişen bir uygulama olduğunu görmemek mümkün olabilir mi?

    Cari sistem nezdinde suç işlemiş olmak, insanın özüne aykırı muamelelere tabi tutulmasını haklı çıkarmaz. İnsan sosyal bir varlıktır, siyasal kimlik taşır. Şartlar kısıtlı da olsa, birtakım engellerle yüz yüze de olsa paylaşma ve kendini geliştirme duygularını sürdürmek ve gerçekleştirmek ister. Oysa tecrit insanların tam da bu niteliğini köreltmeyi, tasfiye etmeyi hedefleyen bir dayatmadır. İnsanı özüne, fıtratına yabancılaştırmayı amaçlamaktadır. Ve gayet açıktır ki, söz konusu olan şey inancı, görüşü, siyasi tutumu ne olursa olsun insani değerleri önemseyen herkesin karşı çıkması gereken bir zulümdür.

    Tecrit hukuki boyutuyla karşı çıkılması gereken bir uygulama olduğu gibi, siyasi açıdan da tavır almayı gerektiren bir sorundur. Ölümlere yol açan bir soruna bitmiştir, kapanmıştır tarzıyla yaklaşmak olsa olsa siyasetin ve toplumsal sorumluluğun ölümüne işarettir.

    Ölümlere yol açan ve vicdanlarda derin kırılmalar meydana getiren tecrit sorununa karşı hükümetin basit bir düzenleme yapıp, kanayan bu yarayı iyileştirme çabasına girmekten kaçınmasını anlamak mümkün değildir. Bu çerçevede örneğin daha önce çeşitli mesleki örgütlerin ve kuruluşların Adalet Bakanlığı’na önerdiği “3 kapı 3 kilit” düzenlemesinin neden kabul edilmediğinin izahı yoktur.

    F Tipi cezaevleri sorunu gündeme geldiği andan itibaren büyük acılara, hak gasplarına ve aynı zamanda da ısrarlı bir direnişe sahne oldu. Bugüne dek içeride ve dışarıda tam 122 insan bu uygulamaya karşı tavırları neticesinde can verdiler. Tüm bu yoğun ve sarsıcı zemine rağmen yetkililerde en küçük bir kıpırdanma göze çarpmıyor. Sorumlular suskun ve ilgisiz. Oysa ülke yeni bir ölümün eşiğinde durmakta.

    Ölümler Zincirine Yeni Bir Halka Daha Eklenmesin!

    Av. Behiç Aşçı tecrit dayatmasına karşı aylar önce başladığı ölüm orucu direnişinde tehlikeli bir sona doğru ilerlemekte. Müvekkillerinin hukukunu korumak, bir türlü duyulmak, görülmek istenmeyen taleplerini seslendirmek için bir avukatın ölüme yatması şimdiden bu ülkenin insan hakları sicilini lekeleyen bir görüntü doğurmuştur. Behiç Aşçı’nın eylemi yetkililerden olumlu bir yaklaşım sadır olmazsa ölümle sona erecektir. Bu ise şüphesiz tüm bir toplum için ağır bir yük, bir vebal demektir.

    Ülkemiz cezaevlerinde yaşanan tecrit sorununun zannedildiği gibi sadece muhalif sol kesimlerin gündemleştirmeye çalıştığı bir konu olmadığına, bu sorunun temelde insan hakları ve elbette İslami değerler açısından ciddi bir sorun olduğuna inanıyorum. Ülkeyi geren, huzursuz eden sorunlar demetinden birisi olarak algıladığımız bu sorunun adalet ve hakkaniyete uygun bir tarzda çözülmesinin toplumsal barışa katkıda bulunacağını düşünüyorum; bu soruna dair yapılacak bir düzenlemenin olumlu yankılar getireceğine inanıyorum. Bu kaygılar ve temennilerle kendilerini toplumsal sorunlar konusunda sorumlu bir birey olarak yeni bir ölüm vakasının daha gerçekleşmemesi için yetkilileri harekete geçmeye çağırıyoruz.

    EVRENSEL ADALET VE ÖZGÜRLÜK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: