ATİLLA YAYLA….

Herkes Atilla Yayla’yı tanımaz. Çünkü o, yakın zamana kadar sadece işini yapan bir akademisyendi. İşini iyi yapma kaygısı olduğu için, çok okur, dünyayı takip eder; zaman zaman akademik dergilerde, günlük gazetelerde makalelerini bastırırdı, hatta kitapları vardı, ama bunlar ancak meraklıları için bir şey ifade ediyor. Peki meraklı olmayan diğerleri? “Diğerleri” birkaç hafta öncesine dek onun hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Ne yazdıklarını okumuş, ne seminerlerine katılmış ne de ismini duymuşlardı. Ve sonra o gün geldi…

37 kişilik konferansın hikayesi
O gün Atilla Yayla, siyaset teorisi profesörü kimliğiyle, bir tartışma forumuna davetliydi, mesleğinin doğal bir parçası olarak bugüne dek yüzlerce başka platforma davet edilmiş olduğu gibi tıpkı. Davet sahibi, iktidar partisi AKP’nin İzmir il gençlik kollarıydı. O gün Atilla Yayla için her şey işte böyle son derece sıradan başladı. Sonrasını, bilmeyenler için özetleyelim: Avrupa Birliği konulu konferansta verilen tebliğlerin ilk kısmı bitip sıra soru-cevaplara geldiğinde seminerin başında 37 kişi olan dinleyicilerin yarısı zaten sıkılıp gitmiş, geride çoğunu zaten düzenleyici olmaları dolayısıyla ayrılmaması gerekenlerin oluşturduğu küçük bir grup kalmıştı. İşte o sırada, yerel bir gazetenin salonda bulunan muhabiri parmağını kaldırdı ve sorusunu sordu, Atilla Yayla bilinen açık sözlülüğüyle görüşlerini açıkladı, (tıklayarak ilgili gazete haberinin konusu olan bu cevabın tam metnine ulaşabilirsiniz). Sonra başkaları başka sorular sordu, ve konferans olaysız biçimde bitti. Orada bulunanların ifadesiyle seminer bittiğinde bir çok kişi kürsüye yaklaşıp konuşmacıları verdikleri bilgiler için tebrik etti, kimileri Ankara’ya geldiğinde Atilla Yayla’nın başında olduğu LDT’ye mutlaka uğrayacağını ve ayrıca da görüşmek istediğini belirtti.

Ama gün bitmemişti, en azından iktidar partisini “İslamcılık ve Atatürk düşmanlığı” ile köşeye sıkıştırma amacını güden “yerel gazete”nin akşam mesaisi yapan muhabiri için. Gazete, söylenenlerin hemen her yerini ayıkladı, anlamlarını çarpıttı ve ertesi gün “Hain sözler” ifadesiyle manşetten yayınladı. Böylece Atilla Yayla’nın, benzeri daha önce bütün Türkiye’de onlarca yazar ve akademisyen tarafından ifade edilegelmiş akademik nitelikli sözleri, Türkiye’nin siyasi tartışma kültürünün ilerlediği noktadan habersiz bir acar muhabirin ellerinde hakaretamiz cümleler olarak yansıtıldı. Sayısı, 20’yi aşmayan insanın dinlediği bir seminerde sarf edilen birkaç cümle, partizan yaklaşımlı bir yerel gazetenin, basit politik hesaplarıyla Türkiye’nin en önemli gündem maddesi haline geldi, yerel gazetenin haberi üzerine harekete geçen ulusal medyada son derece ciddi ve alaninda saygın bir akademisyenin aleyhinde linç kampanyası açıldı, dahası Gazi üniversitesi “rektörü”, Atilla Yayla’yı bu gazete haberinden başka hiç bir şeye dayanmaksızın görevden aldı ve böylece adıyla sanıyla bir “akademik rezalet” ortaya çıkardı. Gazetelerde okuduğu her şeye inanan rektörlerimiz olduğunu böylece öğrendik.

Neyse ki bizler Atilla Yayla’yı tanımayan o “diğerleri” arasında değiliz. Kendisinden dersler aldık, kitaplarını, makalelerini merak ettik, okuduk; kantinlerde ya da çok sevdiği kafelerde oturup kendisiyle sohbet ettik, seminerlerinde kendisini dinledik. Ve iyi ki de bunları yapmışız, yoksa hakkında “diğerleri” gibi düşünebilir, nezaketini bilmesek, birisi bize “Atatürk’e küfür etmiş” dediğinde inanmaya hazır olabilirdik. Evet, iyi ki bunları yapmışız.

Akademik Özgürlük

“Akademik özgürlük” bugün çok kullanılan bir kavram, ama bizlerin de içinde bulunduğu bir çok Gazi Üniversitesi öğrencisi bunun anlamını ve ifa ettiği fonksiyonu Yayla’nın sık sık verdiği Hans Hermann Hoppe örneğiyle öğrendi. 2 sene kadar önce bir seminer için Türkiye’ye, Bahçeşehir Üniversitesine gelen bu tanınmış liberteryen profesör bir dersinde verdiği örneklerden bazıları şikayet edildiği için üniversitesinden uzaklaştırılmıştı. Ama öğrencilerinin kalan kısmı büyük bir kampanya açtı, hem internet üzerinde, hem kampüste büyük destek gören kampanya başarıyla sonuçlandı, üniversite Hoppe’yi geri almak zorunda kaldı. Ve hepimiz haberlerin detaylarını gün gün bizlere heyecanla anlatan Atilla Hoca’dan dinledik. Tıpkı kendisinin yıllardır anlattığı, hepimizin düşünce dünyasına kazınan ifade özgürlüğünün sınırsızlığına dair tüm diğer örnekler gibi.

O yüzden biz, rektörle yer değişseler, benzer bir durumda Atilla hocanın ne yapacağı sorusuna “Evet, aynısını yapar, dersten el çektirirdi” cevabını veremiyoruz, verebilecek bir kişiyi de hiç görmedik, (kendisini tanıyanlara sormanızı içtenlikle diliyoruz). İşte bu yüzden bu siteyi açtık: Çünkü Atilla Yayla hak etmediği bir muameleye maruz bırakıldı; ve çektiği sıkıntıya rağmen Türkiye’de entelektüel iddiaları olan nicelerinin yapmaya her daim teşne olduğu şeyi yapmadı, sözlerini tevil etmedi, kendisini konferansa davet edenler arkasından kaçmak için bir an vakit kaybetmezken o, mücadeleden vazgeçmedi, ve nezaketini elden bırakmaksızın görüşlerinde ısrar etti.

Bu tip durumlar insanların başına sık sık gelmez, ve böyle günlerde doğru karar vermek, dik durabilmek bir insanın hayatının dönüm noktasını oluşturabilir. Yayla, yıllardır başarıyla verdiği sınavı bu kez bütün objektifler ona dönükken vermek zorundaydı, ve verdi de.

Nitekim kim olduğu isimleri kolayca tahmin edilebilecek birkaç kişi dışında, kamuoyunu etkileyen hemen bütün yazarlardan destek gelmekte gecikmedi. İçerik açısından Yayla’nın düşüncelerini destekleyenler olduğu gibi desteklemeyenler vardı, ama birleşilen nokta sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi, Türkiye’nin bu basit sorunları artık geride bırakması gerektiği idi.

Sıra bizde: Atilla Yayla yalnız değil…

İşte bu yüzden şimdi sıra bize geldi. Atilla Yayla, kendinden taviz vermedi, ama üzerindeki zihinsel baskı yüzünden elbette yoruldu ve yıprandı. Oysa buna o kadar da gerek yoktu, çünkü bilmiyordu belki, ama kendisi yalnız değil, hiçbir zaman da olmadı. Bugün Türkiye’de insanlar özgürlüğe eskisinden çok daha fazla değer veriyorlar. Toplum değişiyor, bireysel haklarına, kendini ifade hürriyetine daha fazla sahip çıkıyor, çok daha sorgulayıcı davranıyor. En netameli konular önce akademik dünyada tartışılıyor, sonra kamu entelektüellerinin ve gazetelerdeki köşe yazarlarının gündemine giriyor, ve en sonunda bir zamanın tabuları sokaktaki insanın bile konuşmaktan çekinmeyeceği kadar alelade hale geliyorlar artık. Artık “Resmi ideoloji” deyiminin kast ettiği ironiyi veya, çarpıtılmış tarih anlayışlarını toplumun her kesimi seziyor, insanlar hangi görüşü tutarlarsa tutsunlar, kurgusal olanlardan sıyrılıp gerçeğe ulaşmaya çalışıyorlar.

Artık sadece Atilla Yayla değil, tüm toplum sorguluyor. İşte bu yüzden Atilla Yayla yalnız değil, artık değil. Ve sıra artık bu yüzden bizde…

Reklamlar

~ tarafından mollaca Aralık 13, 2006.

6 Yanıt to “ATİLLA YAYLA….”

  1. Atilla Yayla yanlız değil 😉

  2. biz hep yanyanayız onlar bölünmeye devam etsin biz hep biriz 😉

  3. http://www.atillayayla.org a gidip bir iki satır bişe yazın desteğinizi daha yakından belli edersiniz.Adam da yalnız olmadığını daha iyi anlar.

  4. http://www.atillayayladestek.org muş tam adres ben üye oldum bişeler yazdım bile hadi şimdi sıra sizde boş durmak yok 🙂

  5. Atilla Yayla’nın tespitlerine katılıyorum. Türkiye’de akademisyenler, siyasetçiler ve öğrenciler istediklerini söyleyemiyorlar ama jakobenler, generaller ve rektörler istedikleri gibi at oynatabiliyorlar.

    Bu tür şeyler yalnızca oligarşi ile yönetilen diktatörlüklerde olur.

  6. Atilla Yayla yalnız değilsin her zaman destekçininiz….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: