Medya takip raporu sol kesim (?!)

sol Meclis

Medya Çalışma Grubu

 

MEDYA İZLEME RAPORU

 

(Aralık 2003)

 

 

Medya, günümüzde önemli bir güç odağı haline gelmiştir. İşlevi bakımından kamuoyunu doğru yönde bilgilendirmesi gereken kitle iletişim araçları, tümüyle egemen güçlere hizmet eder bir konuma girmiştir. Mesleki anlamda olayları nesnel biçimde aktarma yükümlülüğü bulunan medya, bu işlevini büyük ölçüde yitirme noktasındadır. (???)

 

“Doğruyu söyleme mesleği” olan gazetecilik, günümüz koşullarında medya patronlarının çıkarları doğrultusunda hizmet veren bir kuruma dönüşmüştür. Medyanın böyle bir dönüşüm göstermesinde, mülkiyet yapısındaki değişim önemli bir rol oynamıştır. Ülkemiz açısından 1980’lere kadar “medyanın şirketleşmesi” olarak adlandırılabilecek süreç, 1980’ler ve özellikle 1990’lı yıllardan itibaren “holdinglerin medyaya girişi”yle yeni bir nitelik kazanmıştır. Medyadaki her etkili grup; gazetesi, televizyonu, bankası ve diğer sınai-ticari kuruluşlarıyla holding yapısına kavuşmuştur. Bu oluşum artık, “çapraz medya mülkiyeti” olarak tanımlanıyor.

 

Medyada Tekelleşme

 

Türkiye’de medyanın tekelleşme süreci şu dönemlere ayrılabilir:

 

1950’lere kadar basında devlet denetiminin egemen olduğu bir dönem yaşanmıştır. 1950’den sonra, özellikle 1970-1980 arası basının şirketleştiği görülmektedir. Bu dönem, teknolojik yatırımın arttığı ve gazetecilikten para kazanmanın yaşandığı bir dönem olarak nitelendirilebilir. Medya patronları bu dönemde yayın faaliyetinden biriktirdikleri sermaye ile basın dışında ticari girişimlere yönelmişlerdir.

 

Türkiye’de birçok toplumsal olayın nirengi noktası da sayılan 1980’e gelindiğinde, holdinglerin medya sektörüne girişi dikkat çekmektedir. Basın dışından ilk sermaye girişi, Aydın Doğan’ın 1980 yılında Milliyet gazetesini satın almasıyla başladı. Aydın Doğan’ın ardından, Libya’da inşaat işleri yaparak para kazanan ve Hisarbank’ın sahiplerinden olan Kozanoğlu-Çavuşoğlu grubu, 1982 yılında Güneş gazetesini çıkararak medyaya girdi. 1990’lara kadar uzanan bu dönemde Asil Nadir de Günaydın ve Güneş gazetesiyle ve Gelişim Yayınları’nı satın aldı. İzmir bölgesinde daha çok yerel gazetecilik yapan Bilgin ailesi ise, 1980 sonrasında İstanbul’a gelerek Sabah gazetesini çıkarmaya başladı.

 

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte toplumsal muhalefetin sesi kesilmiş ve bu depolitizasyon süreci medyaya da yansımıştır. 1980 sonrası dönemde sermayenin ideolojik anlamda da egemenliğinin medya araçlarıyla sürdürülmesi önem kazanmıştır. 1990 sonrasında ise medyada çapraz tekelleşmenin yaygınlaştığını görüyoruz. Doğan Grubu, Bilgin Grubu gibi gruplar, bu dönemde çeşitli gazetelerin yanı sıra televizyon kanallarının da sahibi olmuş ve giderek diğer sektörlere yayılarak banka ve benzeri kuruluşların mülkiyetini ele geçirmişlerdir.

 

Gruplar ve Etkinlikleri

 

Yıllardır ülkenin çok satan gazetelerini çıkaran Doğan Grubu, medya dışında bankacılık, tekstil, ticaret, sigortacılık, turizm ve otomobil sektörlerinde de faaliyet göstermektedir. Doğan Holding, Dış Bank, Ray Sigorta, Milpa, Pen Turizm, Hür İthalat, AD Yayıncılık gibi şirketleri bünyesinde bulunduran grup, İş Bankası ile birlikte bir kamu kuruluşu olan Petrol Ofisi AŞ’yi (POAŞ) satın almıştır. Doğan Grubu, enerji ihalelerinde de önemli paylar

alabilmek için çaba harcamıştır. İzlenme oranı yüksek özel televizyon kanalları (Kanal D ve CNN İnternational’la ortaklığı bulunan CNN-Türk), ayrıca Hürriyet, Milliyet, Radikal, Posta, Fanatik, Gözcü gibi gazeteler ile Hafta Sonu, Tempo, Ekonomist gibi dergiler ve Radyo Foreks, Hür FM gibi radyolar bu gruba bağlıdır. Doğan Haber Ajansı’nı da bünyesinde bulunduran grup, Ocak 2000’de ülkenin ilk İngilizce gazetesi olan Turkish Daily News’ü bünyesine katmıştır. Doğan Grubu, son olarak da Cine-5’e ortak olmuştur. Vatan ve Nazlı Ilıcak yönetimindeki Tercüman gazeteleri de Doğan Grubu’nun desteğiyle çıkmaktadır.

 

1997 yılına kadar gazetecilikten başka iş yapmamakla övünen Bilgin Grubu, bu yıldan itibaren başta bankacılık olmak üzere birçok sektörde etkinlik göstermeye başladı.Grubun patronu Dinç Bilgin, gazeteci kökenli bir aileden gelmektedir. Uzun yıllar İzmir’de bölgenin en önemli gazetelerinden olan Yeni Asır’ı çıkartan Bilgin, 1980’lerin ortalarında İstanbul’a taşınmış ve Sabah adlı gazeteyi çıkarmaya başlamıştır. Grupta Sabah’la birlikte Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl (bu gazeteler 2001 krizi öncesi ve krizle birlikte kapanmıştır), Takvim, Bugün gibi gazeteleri çıkarmış, ATV özel televizyon kanalını da bünyesine katmıştır. Sektörde sürekli yükselme grafiği çizen Bilgin Grubu, 1997 yılı sonunda Etibank’a yüzde 50 ortak

olmakla birlikte iniş sürecine girmiştir. Özelleştirilen bu bankaya Cavit Çağlar’la birlikte ortak olan Bilgin, daha sonra bankanın tümünü almıştır. 2001 yılı başında bankanın tüm kaynaklarının gruba bağlı şirketlere yasadışı aktarılması iddiasıyla hakkında dava açılmış ve ardından cezaevine konmuştur. Dinç Bilgin, 3 Kasım 2002 seçimleri öncesi cezaevinden çıktıktan sonra bir özeleştiri yapmış, grubu da “Temiz Medya” kampanyası başlatmıştır. Dinç

Bilgin, grup olarak Etibank’ı satın almasını, “gazetecilikten bir sapma” olarak nitelemiş ve “hata” yaptığını kabul etmiştir. Sabah grubu içinde halen Turgay Ciner’in sahipliğindeki Park Holding daha etkin konuma gelmiştir.  Turgay Ciner ayrıca Cumhuriyet’in de ortakları arasında yer alıyor.

 

Mart 1990’da televizyon alanındaki devlet tekelini kırarak medyaya giren Uzan Grubu ise, bu  sektördeki yatırımlarının dışında İmar Bankası, Ada Bank, Çukurova Elektrik (ÇEAŞ), Kepez Elektrik ve Rumeli Çimento ile birlikte bir dizi çimento fabrikasına, inşaat ve tekstil alanındaki birçok kuruluşa da sahip olmuştur. Grubun telekomünikasyon alanında da Telsim adlı bir şirketi vardır. Star TV, Kral TV gibi özel televizyon kanallarının sahibi bulunan Uzan’lar, 1999’da da Star ve Damga adlı gazetelerle basın alanına girmişlerdir. Star Grubu’nun sahiplerinden Cem Uzan, Genç Parti’yi kurarak 2002 seçimlerine katılmış ve yüzde 7 oranında küçümsenmeyecek bir oy almıştır. Genç Parti, seçimlerden sonra merkez sağ kesimde AKP’ye alternatif bir görünüme bürünmüştür. Bu süreçte AKP iktidarı ile “çatışmaya” giren Uzan Grubu, bu çatışmadan zararlı çıkmış ve devlet  ÇEAŞ, Kepez gibi şirketlerin yanı sıra İmar Bankası’na da el koymuştur. Grubun sahiplerinden Kemal ve oğlu Hakan Uzan hakkında, İmar Bankası’ndaki usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarıyla dava açılmış ve bu kişiler güvenlik güçlerince aranan konuma düşmüşlerdir.

 

Medyadaki  “dört büyükler” arasında sayılan Çukurova Holding, bankacılık, inşaat, sanayi, iletişim (Türkcell) sektörlerinde 100 dolayında şirketi ile aynı zamanda Türkiye’nin önde gelen üçüncü büyük sermaye grubudur. 2001 krizinden sonra, grubun motoru durumundaki bankalarını (Pamukbank ve Yapı Kredi) yitirmesiyle sarsıntı geçirmiştir. Çukurova Holding, bu sarsıntıyı atlatabilmek için, kriz sürecinde darbe yiyen öteki gruplarla ittifak içinde AKP iktidarına yanaşmıştır. Bu da, medyada “Doğan-Anti Doğan” diye ifade edilen bir cepheleşme görüntüsü yaratmıştır. Çukurova Holding’in medyadaki yatırımları Akşam, Güneş ve Tercüman gazeteleri, Show TV, Digitürk, Sky Türk, Show Radyo şeklinde sıralanmaktadır. Reklam pastasının bölüşümünde son derece etkili rol oynayan futbol maçlarının naklen yayın hakkı da halen Çukurova Holding bünyesindeki Digitürk’te bulunmaktadır.

 

Son yıllarda medyadaki yatırımlarıyla dikkati çeken bir grup da Doğuş Holding’tir. Esas itibariyle inşaat, bankacılık, turizm, ticaret, sigortacılık, otomotiv ve gıda sektöründe şirketleri bulunan Doğuş Holding bünyesinde, ülke çapında izlenme oranı yüksek olan NTV televizyonunun yanı sıra CNBC-E, NTV Radyo, NTVMSNBC bulunmaktadır. Grup ayrıca, National Geographic’in Türkiye temsilciliğini de yürütmektedir. 

 

“İslamcı Medya”

 

“İslamcı medya” denildiğinde ilk akla gelen grup, İhlas Holding’tir. Enver Ören’in sahibi olduğu grup bünyesinde İhlas Finans, İhlas Pazarlama, İhlas Dış Ticaret, İhlas Gıda, İhlas Fuarcılık gibi çok sayıda şirket vardır. İhlas grubu da 2001 krizinde İhlas Finans’a el konmasıyla ağır bir sarsıntı geçirmiştir. Grubun medya yatırımları olarak İhlas Haber Ajansı (İHA), TGRT TV, TGRT FM  Radyo, , İhlas.Net ve Türkiye gazetesi göze çarpmaktadır.

 

Fethullah Gülen cemaatine hitap eden Feza Yayıncılık grubunun medyadaki yatırımları, İslamcı medyadaki ağırlıklı diğer bir öbeği oluşturmaktadır. Finansman ayağını Asya Finans’ın oluşturduğu grubun medya işletmeleri, Zaman gazetesi, Aksiyon dergisi, Samanyolu TV ve İslami içerikli bazı dergiler olarak sıralanabilir.

 

İslamcı medya içinde, Kanal-7 üzerinde egemenlik kuran YİMPAŞ Holding’i, AKP’ye yakınlığıyla bilinen Albayraklar grubunun Yeni Şafak gazetesiyle ilişkisini ve yeni bir TV kurma hazırlıklarını da anmak gerekir.

 

Dağıtım Alanında Kartelleşme

 

1990 – 2000 yılları arasında, büyük medya gruplarının dağıtım alanında da kartel oluşturduğu ve reklam pastasından aslan payını bunların aldığı gözlemlenmiştir. Dağıtım şirketleri, medya grupları için önemli bir güç olmakta, bu yolla hem küçük gazete ve dergileri kendilerine bağımlı kılmakta, hem de sektördeki reklam pazarını denetleme olanağını elde etmektedirler. Doğan ve Bilgin gruplarının 1996 yılında kurduğu ortak dağıtım şirketi Biryay, hem

dağıtımın geniş bir bölümünü organize etmiş, hem de Bimaş adlı şirketleriyle denetledikleri reklamların büyük payını kendi televizyonları olan Kanal D ve ATV’ye aktarmışlardır.

 

Yine bu dönemde, çalışanlar açısından sendikanın etkisizleştirildiği, 212 sayılı Yasa’nın uygulanmasından büyük ölçüde vazgeçildiği, centilmenlik anlaşmalarıyla büyük grupların birbirlerinden eleman almamasının ve işten çıkarılanların öteki grup tarafından istihdam edilmemesinin gündeme geldiği, taşeronlaşmanın yaygınlaştığı bir sürece girilmiştir. 1990 sonrası bu dönemde uluslararası birleşmeler de söz konusu olmuş, daha önce de

belirtildiği gibi, Doğan Grubu, CNN’le ortaklaşa CNN-Türk adlı televizyon kanalını kurmuştur. Kanal E’nin sahibi olan Doğuş Grubu da CNBC ile ortaklık kurarak CNBC-e kanalını faaliyete geçirmiştir.

 

1980 ve özellikle 1990 sonrasında medya – siyaset ilişkisi yoğunlaşmış, medya sahipleri, ellerinde bulunan gazete ve TV kanallarını bir anlamda “silah” olarak kullanmışlardır.  Bu gruplar, siyasal iktidarla ve diğer güç odaklarıyla yakın işbirliğine girerek mali olanaklar elde etmişlerdir. Bu dönemde özelleştirme ve banka satın almalarda medya-siyaset ilişkisi önemli bir işlev görmüştür. 2000 yılı başında Doğan ve Bilgin grupları, yazılı ve görsel medyada büyük bir egemenlik sağlarken, dağıtım alanında da güçlerini birleştirip tekel oluşturmuşlardır. Yaysat olarak bilinen bu ortak dağıtım şirketi, Bilgin Grubu’nun Etibank olayı sonucunda güç kaybetmesi üzerine tek başına Doğan Grubu’nun etkisine geçmiştir. Ekim 2002’de ise Bilgin Grubu; Çukurova Grubu ve Cumhuriyet Gazetesi ile birlikte Birleşik Basın Dağıtım adıyla ayrı bir dağıtım şirketini faaliyete geçirmiştir. AKP iktidarına yakınlığı ile tanınan Yeni Şafak gazetesi de Kasım 2002’de Birleşik Basın Dağıtım Grubu’na katılmıştır. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Ankara Gazeteciler Cemiyeti ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) gibi meslek kuruluşları, medyadaki dağıtım tekelinin kırılmasını olumlu olarak değerlendirmişlerdir.

 

Doğan-Anti Doğan Cephesi

 

2001 ekonomik krizi sonucunda medyada ciddi bir saflaşmanın meydana geldiği ve bu saflaşmanın “Doğan Cephesi” ve “Anti-Doğan Cephesi” biçiminde yansıdığı görülmektedir. Doğan Grubu’nun temsil ettiği sermaye fraksiyonunun genel ekonomik politikalarla ilgili bakış ve duruşunun farklı olduğu, krizden zararlı çıkan sermaye kesimlerinin de ayrı bir cephede yer aldığı belirtiliyor. “Anti-Doğan Cephesi” olarak Bilgin ve Çukurova grupları kastedilmektedir. Bu cepheleşmenin, 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında oluşan siyasal iktidarı etkilemeye çalıştığı, öte yandan krizden zarar gören kesimlerin AKP Hükümeti ile ciddi temaslara girdiği gözden kaçmıyor. Medyadaki bu saflaşmanın aslında ülkedeki sermayenin cepheleşmesine bağlı olarak geliştiği ve medya araçlarının da bu çerçevede kullanıldığı açıktır.

 

Bu arada AKP hükümeti ile yakınlaşma sürecine giren Doğan Grubu da, POAŞ’ın devlete olan 271 trilyon liralık borcunu 2005’ten 2007 yılına erteletmiştir. 2000’den itibaren ekonomik krizle birlikte zora giren medya sektörü, yapay büyümenin sonuçlarını, başta çalışanların kitlesel biçimde işten çıkarılmasıyla gidermeye çalışmışsa da sıkıntılı dönemi henüz atlatamamıştır.

 

Üç Grubun Payı

 

Türkiye genelinde satış yapan 28 gazetenin 16’sı, üç yayın grubuna (Doğan, Bilgin ve Çukurova) ait olup, bu üç grubun toplam günlük pazar payı yüzde 84’ü oluşturmaktadır. Benzer durum, radyo ve televizyonlar için de geçerlidir. Kendi dağıtımını kendi yaptığı için hakkında resmi veri bulunmayan Star Grubu için de aynı şeyler söylenebilir

 

Medyadaki tekelleşme, ekonomik anlamda belli bir güç oluşmasını sağlarken, aynı zamanda siyasal etkinlik sağlama sürecini de yaratmıştır. Egemen sınıflar, ekonomik ve siyasal egemenliklerinin yanı sıra, kapitalist sistemin ideolojik düzeyde yeniden üretilmesinde medyadan büyük ölçüde yararlanmışlardır. Medyada tekelleşmenin başladığı 1980’li yıllardan itibaren toplumsal muhalefetin sesi giderek duyulamaz hale gelmiş, neoliberalizmin tek yanlı ideolojik egemenliği hüküm sürmeye başlamıştır. Medyadaki tekelleşmenin demokrasiye olan olumsuz etkisinin başında, düşünce özgürlüğü ve halkın haber alma hakkının sınırlanması gelmektedir. Diğer bir olumsuz etkisi ise, medya çalışanlarının durumu ile ilgilidir. Tekelleşme ile birlikte basın çalışanlarının iş güvencesi ve editoryal bağımsızlığı iyice kısıtlanmış, sendikalaşmaları ise fiilen olanaksız duruma gelmiştir. Doğan, Bilgin, Star ve Çukurova gruplarının hiçbir gazetesinde ve televizyonunda sendikalı gazeteci çalıştırılmamaktadır..

 

Basın sektöründe sendikanın tasfiyesinden sonra medya çalışanlarının hakları giderek sınırlanmış, sorunları büyük çapta artmıştır.

 

Çalışanların Sorunları

 

2001 krizi ile birlikte medyada yaklaşık 5 bin kişi işten çıkarılmıştır. İlk kez bu dönemde, muhabirlerin yanı sıra, yönetici ve yazar düzeyinde de nitelikli emeğin işten çıkarılması dikkati çeken bir olgu olmuştur.

 

Basın çalışanları, sosyal güvenceden büyük ölçüde yoksundur. İçinde bulunduğumuz dönemde, basın emekçilerinin yaygın biçimde 5953 sayılı Yasa (ya da bilinen adıyla 212 sayılı Basın İş Yasası) kapsamı dışında çalıştırılmaları, sosyal güvenceden yoksunluğun önemli bir göstergesi niteliğindedir. Sınırlı sayıda gazeteci, 212 sayılı Yasa kapsamında çalıştırılırken, basın emekçilerinin büyük bölümü ya 1475 sayılı İş Yasası (yeni adıyla 4857 sayılı Yasa) kapsamında işe alınmakta ya da “telifli çalışma” denilen sigortasız ve kadrosuz olarak istihdam edilmektedir.

 

Medya çalışanları, ayrıca iş güvencesinden de büyük ölçüde yoksun bulunmaktadırlar. 10 Haziran 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4857 sayılı yeni İş Yasası’nda sınırlı da olsa iş güvencesi hükümleri yer almasına karşın, medya işverenlerinin katı tutumu yüzünden gazeteciler sendikaya üye olamamaktadırlar. Yalnızca bir büyük medya

grubunda 60-70 gazetecinin Türkiye Gazeteciler Sendikası’na üye olduğu, geniş bir kitlenin ise işten çıkarılma kaygısıyla çekingen davrandığı gözlemlenmektedir.

 

Bu arada kimi medya işverenleri, 4857 sayılı Yasa’nın getirdiği esnek çalışma hükümlerinden yararlanarak, gazetecilerin çalışma koşullarını ağırlaştıran, iş güvencesini hepten ortadan kaldıran ve 212 sayılı Basın İş Yasası’nın çalışanlardan yana hükümlerini geçersiz kılan bireysel sözleşmeleri imzalatma noktasına gelmişlerdir.

 

(sol Meclis Medya Çalışma Grubu: Atilla Özsever, Attila Aşut, Rahmi Yıldırım, Haluk Yurtsever.)

Reklamlar

~ tarafından mollaca Aralık 7, 2006.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: