Bu ilkel yasağa son verilmelidir!!!…..(hangi devirde yaşıyorsunuz huuu?)

Eylemi gerektiren bi Hal ve düzenin !! eğitim sitemini eleştiren bir yorum

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV) tarafından düzenlenen “Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim Sistemi ve Din Eğitimi” konulu panel 3 Aralık 2006 Pazar günü Ankara Kocatepe kültür merkezinde gerçekleştirildi. Abdullah Başaran’ın sunumunda sinevizyon gösterisiyle başlayan programda Kuran’ı Kerim ve mealinin okunmasının ardından yaklaşık 7 saat süren II oturumlu panelin I. Oturumuna geçildi.

I. Oturumu yöneten İLKAV Başkanı Mehmet Pamak’ın ilk konuşmacı olarak yaptığı “İlk Öğretimden Üniversiteye, Askeri Okullardan Milli Güvenlik Akademisine, Devlet Okullarından Özel Okullara Kadar Eğitim Sitemini Kuşatan İdeolojik Taassup” konulu konuşmadan bazı pasajlar:

Bilmeliyiz ki, yaşanan büyük zulmü kanıksayarak, kendilerine ve çocuklarına yönelik bunca kuşatmayı, dayatmayı, baskı ve yasakları sorgulamayı, bunlara itiraz etmeyi ve temel hak ve özgürlüklerini talep etmeyi başaramayan, zulme dayalı bu statükoyu değiştirme iradesini göstermek yerine, pasif, silik ve edilgen bir tutumla egemenlerin “lütfettikleri”yle yetinen toplumların özgürleşmesi mümkün değildir. Zulmedenlerin, yaptıkları zulümden nadim olup, kendiliğinden gasp ettikleri hak ve özgürlükleri, zulme rıza gösteren kitlelere iade ettikleri hiç görülmemiştir. Bu bakımdan, despot oligarşinin arzu ve isteklerine göre dizayn edilmiş, sömürüye dayalı düzene uyumlu ve itaatkâr vatandaşlar yetiştirmeyi hedefleyen “zorunlu ideolojik eğitim” kuşatmasını fark edip öncelikle bu temel sorunu çözmeye yönelik bir özgürlük mücadelesi vermek gerekmektedir.

Eğitim-öğretim faaliyetinin genel ve zorunlu bir devlet fonksiyonu olarak ortaya çıkması, kendi mahiyetinin zorunlu kıldığı bir “gelişme değildir. Kamu okulları sistemi esas itibariyle modern ulus devletin ideolojik bir aygıtıdır. Modern ulus devletin eğitimi kendi tekeline alıp merkezîleştirmesinin amacı tamamen ideolojiktir; büyük ölçüde, ulusal devletlerin, politik yollardan homojen bir “ulus” yaratma veya etnik, kültürel yahut dini bakımdan heterojen olan bir halkı homojen bir kütle haline dönüştürme “ihtiyacı”nın eseridir.

Devlet toplum ve halk için değil, toplum ve halk devlet içindir. Kutsallaştırılıp ilahlaştırılan devlet, toplumun bir hizmet kurumu ve aracı olmaktan çıkarılıp, adeta toplumu var eden, onu yaşatan, onun sahibi ve maliki konumuna oturtulmuştur. Halk işlerini ve hizmetini görsün diye bir devlet kurmamış, kendinden menkul varlık iddiasıyla devlet kendisine vergi versin, askerlik yapsın ve diğer hizmetlerde bulunsun diye bir halk, bir ulus oluşturmuştur. Devlet ve devlete hakim oligarşi ve özellikle de ordu efendi, halk ise onlara hizmet etmek için var olan kölelerdir. Böyle bir anlayışa sahip olanlarca kutsal devlet aynı zamanda bir doğruluk referansıdır. Halkı için, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ancak devlet ve dolayısıyla devlete egemen olan oligarşi (asker-sivil bürokratlar ve TÜSİAD’cı sermayedarlar) bilmektedirler.

Egemenler, kurdukları sömürü ve zulüm düzenini ayakta tutmak için, bu sistemin mağdurlarını kendi çıkarlarını koruyacak biçimde yetiştirecek ideolojik zorunlu eğitimi bir araç olarak kullanıyorlar. Sonuçta mazlumlar zalimlerini ayakta tutan payandalar haline dönüştürülüyorlar. Bu tuzaktan kurtulup, özgürleşmenin yolu, bütün insanların yaratıcısı olarak, bütün insanların hukukunu en adil bir biçimde gözeten Allah’ın hükümlerini ve fıtri insani erdemleri belirleyici kılan bir sistemi kurmaktan geçer.

Cahilleştirici “harf inkılabı” da, ülke halklarının hafızasını silerek yeni devlete payanda olacak, oligarşiye iktidar ve rant sağlayan statükoyu ayakta tutacak köksüz bir ulus oluşturma amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu sûretle tekrar köke, kaynağa ve özgün paradigmaya dönüşü imkânsızlaştırmak ya da en azından zorlaştırmak istenilmiştir. Böylece, köksüz, tarihsiz, kimliğini, özgün inanç ve değerlerini kaybetmiş, kaynaklarına, kütüphanelerine karşı, kör, sağır ve dilsiz konuma getirilmiş, okuma yazma oranı düşük, nevzuhur, cahil bir toplumun ortaya çıkmasına sebep olunmuştur.

Ayrıca, dinde tevhide karşı olan Kemalizm’in, “tevhid-i tedrisat” kararıyla, farklılıkları yok eden, tek tipçi materyalist eğitim politikalarını esas alarak gerçekleştirdiği pozitivist eğitimle, fıtratlar bozulmuş, insanları ikiyüzlülüğe sevk eden, şahsiyetleri yıpratan ideolojik dayatma ve beyin yıkamalar sonucunda, çıkarcı, egoist, materyalist, niteliksiz yığınların ortaya çıkması sağlanmıştır.

Bu yaygın ideolojik kuşatma ve toplumu çok yönlü “öğütme” politikası, ilk-orta öğretimden yüksek öğretime, askeri okullardan özel okullara, medya ve kültür kurumlarından halk evlerine kadar çok geniş bir alanı kapsayacak derecede halkın değerlerine ve kimliğine saldırıyı içine almaktadır.

İslam’a ve Müslümanlara yönelik “irtica, dogma ve boş inanç” suçlaması yapanlar, gerçek anlamda dogmatizmi ve boş inancı, eğitim kurumlarında dayatılan resmi ideoloji temsil ettiğini göremeyecek derecede kördürler.. Tevhid-i Tedrisat’la İslami eğitimin ve İslami değerlerin yasaklandığı, Kemalist dogmacılığa teslim edilen eğitim sisteminde ve Sezer’in hamiliğini yaptığı üniversitelerde ilim ve düşünce yok edilmiş, militarizmin ve resmi ideolojinin dogmatik kalıpları içinde niteliksiz bir gençlik yetiştirilmiştir.

Halkın vergileriyle alınan silahlara dayalı güçle, silahsız halkın kimliğine ve dinine “irtica” adı altında bu kadar cüretkarca saldırılması ahlaki midir? Maaşları halkın vergileriyle ödenen devlet ve YÖK yetkililerinin, halkın inancını aşağılamaları, kendilerini halkın efendisi ve devletin sahibi konumuna oturtarak halka tepeden bakmaları insani erdemlerle bağdaştırılabilir mi?

Herkes silahını bıraksın ve güç gösterisine girmeden özgür bir ortamda tartışma yürekliliğini göstersin. Generaller silahlarını, diğerleri resmi kisvelerin kendilerine tanıdığı ayrıcalıkları bırakarak gelsin, kendileri yeterli değilseler aynı resmi ideolojinin akademisyenleri, teorisyenleri gelsin. Şiddetten ve baskıdan uzak öazgür bir ortamda sadece akıl, kalem, Kitap ve düşünce konuşsun. Kendi fikir ve düşüncesini daha doğru kabul edenler belge ve delilleriyle bu özgür ortamlarda karşımıza çıkma yürekliliğini göstermelidirler. Gelin özgür ortamlarda fikirlerimizi ortaya koyarak özgürleşmenin önünü açalım. Halkımız daha özgür, daha adil ve daha barışçı ortamlara hep birlikte taşıyalım.

Halbuki baskı ve terör estirilerek bunun tam tersi yapılmakta ve insanların, imtihan sebebiyle bulundukları bu dünyada, özgür iradeleriyle kendilerini gerçekleştirmelerine, fıtratlarını koruyarak tekamül ettirmelerine fırsat verilmemekte, iradelere konulan ipotekler ve körpe zihinlerde gerçekleştirilen jakoben işgallerle, fıtratlar bozulmakta, insani erdemler ve idrakler köreltilmekte, akıl ve düşünce dumura uğratılmaktadır.

Özgür bir eğitim sisteminde şahsiyetleri ve fıtratları korunmuş özgür nesiller yetiştirebilmek için, eğitimin öncelikle temel insan hakları zeminine oturtulması, askeri vesayet ve militarizmden soyutlanıp sivilleştirilmesi gerekmektedir. Sivillerin askeri bir kültürle ve askerler tarafından eğitildiği bir toplum militarize olmaktan, bağnaz, taassup ehli, dar ufuklu ve sığ düşünceli olmaktan kurtulamaz.

Bu sebeple, fıtrata yönelik baskıların kalktığı, şahsiyetleri askeri ve ideolojik kalıplarla öğütmeye yönelik faşist dayatmaların son bulduğu özgür ortamlarda, insanın kendine ve Rabbine yabancılaşmaktan kurtarılarak, imtihan dünyasında kendini özgürce gerçekleştirebilmesinin önü açılmalıdır. Eğitim askeri ölçülerle kuşatılmış dar ufuklu bireyler ve ideolojik bağnazlıkla malül niteliksiz, şahsiyetleri öğütülmüş nesiller yetiştirmeyi değil, fıtratı (yaradılıştaki temizliği) koruyup geliştirerek “iyi insan” yetiştirmeyi hedeflemelidir.

Bu ülkenin insanları olarak onurumuza ve değerlerimize sahip çıkmalıyız. Bu gidişe artık dur diyen onurlu bir itirazı yükseltip yaygınlaştırmalıyız. Hak ve özgürlüklerimize sahip çıkmalı, hiç kimsenin insafına terk etmemeliyiz. Bu ülke hepimizin ülkesidir ve hangi düşünce ve dinin müntesipleri olursak olalım kendi ülkemizde özgürce ve insanca yaşamak her birimizin en temel hakkımızdır. Hiç kimse ve hiçbir kurum üzerimizde efendi değildir. Birilerinin ülkemizin asıl sahipleri ve bizlerin efendileri gibi davranmasına asla müsaade etmemeliyiz.

Eğitim üzerindeki asker baskısına ve müfredattaki militarizme son verilmeli, bu bağlamda dayatılan andımız ve Milli Güvenlik Dersleri kaldırılmalıdır. Toplumdaki farklılıkları doğal karşılayan, resmi ideoloji dayatmayan özgür eğitim şartları hazırlanmalıdır. Ana diller Allah’ın saygıdeğer ve korunması gereken ayetleridir. İnsanlar kendilerini ancak dille ifade edebilir, ancak dille, kelime ve kavramlarla düşünce üretebilir ve bu düşüncelerini de ancak bu vasıta ile açıklayabilirler. Diller ise ancak eğitimde ve yazıda kullanılarak gelişebilir, kendisini yeniden üretebilir ve geliştirebilirler. Bu sebeple 80 yıldır ana dilde eğitimin yasaklanması sebebiyle, Allah’ın ayetlerinden olan resmi dil dışındaki diller gelişme ve yaşama imkanından mahrum bırakılarak, düşünceyi ve tefekkürü dumura uğratan büyük bir zulmün altına imza atılmıştır. Artık bu ilkel yasağa da son verilmelidir.

Reklamlar

~ tarafından mollaca Aralık 6, 2006.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: