Yasakları Övme Kurulu (YÖK) 28 Şubat kafasıyla konuşuyor

•Şubat 28, 2007 • 2 Yorum

YÖK, iki aydır yoğun bir şekilde yolsuzluklar ve haksız atamalarla gündeme gelirken, kendisini savunmak için başörtüsü yasağının ve katsayı sorunun arkasına sığınıyor.28 Şubat askeri darbesi sonrasında Mart ayı içinde sivil kıyafetli üç MGK görevlisi “irtica” konusunda rektörleri brifinglendirmiş ve başörtüsü yasağının “hassasiyetle” uygulanmasını tavsiye etmişti.
Bu hassas ricayı emir telakki eden YÖK ve komutasındaki rektörler, başörtüsü yasağında zorbalığın çeşitli örneklerini sergilemişler, ikna odalarını icat ederek bu konudaki hassasiyetlerini ispatlamaya çalışmışlardı. MGK kararlarını hayata geçirmek için başlatılan kesintisiz sekiz yıllık eğitim ve üniversite giriş sınavında geçilen katsayı uygulaması ise 28 Şubat sürecinin eğitimdeki ön kötü miraslarındandı. Bu mirasa bugüne kadar bütün dikkatiyle sahip çıkan YÖK, 28 Şubat arefesinde Cumhurbaşkanı’na takdim ettiği Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi raporuyla, brifinglerde verilen ezberleri unutmadığını bir kez daha kanıtlanmış oldu.

YÖK, raporda “başörtüsü” ve “katsayı” konularının sürekli tartışılmasından duydukları sözde rahatsızlığı ifade ederken, özellikle bu uygulamalarıyla nâm salmış rektörlerin yolsuzluklarının araştırılmasını engellediğini ise unuttu. Raporda, başörtüsü konusunda “Türban diye adlandırılan ve ‘İslami simge’ haline getirilen, genç kızların örtünme biçiminin, kamusal alanda kullanılmasının yasaklanması ile ilgili bir ön tespit yapmakta yarar vardır. Zira bu örtünme biçiminin, kamusal alanda yasaklanması, önce ulusal yargı organlarımızın, ardından da uluslar arası mahkemelerin bağlayıcı kararlarına dayanmaktadır. Üniversiteler de diğer bütün kurumlar gibi, bu kararlara uymakla yükümlüdür. Hemen ekleyelim, bu tür yasaklamalardan hoşnut olmayanlar, bunların değiştirilmesinin hukuki yollarını hiç kuşkusuz kullanabilirler. Ancak, bir hukuk devletinde, kurallara ve mahkeme kararlarına uymak bir yurttaşlık görevi olduğu gibi, aksi yöndeki tutum ve davranışlar karşısında uygulanacak yaptırımlara katlanma sorumluluğu da vardır. Bu açıklamalar dikkate alınmadan YÖK’ü ve üniversiteleri sürekli olarak töhmet altında bırakmak isabetli olmamaktadır.” denildi.

Raporun sunuşunda katsayı uygulamasını meslek liseleri için “avantaj” olarak değerlendiren YÖK, 28 Şubat sürecinde başlayan uygulama ile İmam-Hatip liselerinin önünü geçmeyi hedeflediklerinden kamuoyu haberdar değilmiş gibi davranmaya devam etti. Geçen yıl, uygulamadan vazgeçildiği takdirde, bu durumdan kârlı İHL mezunlarının kârlı çıkacaklarını ifade ederek bir bakıma haksızlığın asıl sebebini açığa vuran YÖK, İmam Hatip Liselerinin sadece din adamı yetiştiren okullar haline getirilmesini istedi. Din öğretiminde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini yeterli gören ve din eğitimi için de Diyanet’in kurslarını adres gösteren YÖK, “’Din görevlileri arasında yer alan imamlık, Türk toplumu için yadsınamayacak bir meslek alanıdır” diyerek her yönden donanımlı yetişmesi gerektiğine değindi.

İmam hatip okullarında verilecek eğitimin kapsamı ve niteliğine de değinilen raporda, bu okullarda verilecek eğitimin, öğrencilere, din bilgisinin yanında, çağdaş değerleri özümsemiş, modern dünyayı algılama ve anlama yeteneğine sahip meslek elemanı kimliği kazandırması gerektiği ifade edildi. YÖK’ün “çağdaş değerler” ile ne kastettiğini anlamak içinse geçen yıl yaptığı uygulamaları hatırlamakta fayda var. YÖK, İHL’lilerin önünü kesmek için değişikliğe giderek Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğini eğitim fakültelerine bağlayarak, 28 Şubat darbesinden bugüne kadar başörtüsü ve İHL konusundaki titiz yasakçılığına yeni bir boyut kazandırmıştı. Eğitim fakültesine bağlanan programda ilk iş de İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük gibi derslerin zorunlu hale getirilmesiydi. Dolayısıyla YÖK’ün çağdaşlık kriterini çağa değil resmi ideolojiye uygunluk şeklinde değerlendirmek gerekiyor.

Burada hatırlatılması gereken bir durum daha vardır: Hükümet ile YÖK arasında son dönemd yeniden kızışan söz düellosu inandırıcılıktan uzak bir hal almıştır. Hükümet YÖK’ü ortadan kaldırılması imkansızmış gibi göstermekte ve sürekli eleştirmekte, elinin altındaki yetkileri kullanmaktan ise çekinmektedir. YÖK de Hükümet’in pasif tutumundan aldığı cesaretle açık ve sert bir muhalefet yürütmektedir. Başörtüsü ve katsayı uygulamasında kendi sorumluluğunu gizlemek için sürekli YÖK’e çatan AKP kadroları, böylece kendilerini aklamak için ara sıra girdikleri polemiklerde tüm suçu YÖK’ün üstüne yıkmaktadır. Elbette ki bu yasakçı uygulamalar, YÖK’e aittir fakat Hükümet de, 28 Şubat sürecinde bu tür yasakçı uygulamalara karşı gösterilen tepkilerden aldığı oylara dayanarak, haksızlıkları ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Yükümlülüğünü cesaretle yerine getirmek yerine polemiği tercih etmek, ayak oyunudur ve bu tür oyunlardan oy devşirmeye kalkışmak kabul edilebilir bir tutum değildir.

(Beytullah Emrah – HAKSÖZ HABER)

Reklamlar

28 Şubat bin yıl da sürse direneceğiz!

•Şubat 28, 2007 • Yorum Yapın

Özgür-Der Sakarya Şubesi, 28 Şubat darbesinin 10. yıl dönümünde, adalet ve özgürlük için mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini belirtti.

28 Şubat 1997’de alınan MGK kararlarıyla başlayan ve 28 Şubat darbesi olarak adlandırılan sürecin başlamasının üzerinden 10 yıl geçti. Özgür-Der Sakarya Şubesi, yaptığı basın açıklamasında yaşanan sürecin değerlendirerek, adalet ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini ifade etti. Açıklamada “28 Şubat’tan bugüne, Müslümanların üzerine gelerek, toplumdaki İslami umut ve beklentileri bastırmak için, sermaye, medya, bürokrasi, YÖK ve Danıştay ideolojik aygıtlar aracılığıyla her türlü oyunu ve tuzağı tertip edenler, kendi düzenlerinin bekası için halkın emek ve değerlerini sömürüyor. İnsanları asgari ücretle, yoksulluk sınırında yaşamaya mahkum edenler, darbe düzeninden nemalanarak son derece müsrif bir hayat tarzını sürdürüyorlar. Yasakçı ve baskıcı uygulamalarının ödülü ise yolsuzluk ve soygunlarına göz yumulması oluyor,” denildi.

Yaşanan sürecin gözden geçirilmesi çağrısı yapılan açıklamada “Kurdukları düzenle birlikte yüzünü on yıllardır tamamıyla Batı’ya döndürenler, şimdi Batı’nın ikiyüzlü politikalarına karşı tam bir acizlik ve çaresizlik halini yaşıyorlar. Batının ilahlarına ve sahte değerlerine teslim olanlar, kendi yapay kimliklerini savunmak adına bugüne kadar bu coğrafyadaki farklı kimlikleri tektipleştirmeye çabalayanlar; şimdi yeniden “kurtuluş”tan dem vuruyor, sivil üniformalı güçleri harekete geçirmeye uğraşıyorlar. Resmi tarihin efsanelerine kendilerini fazlasıyla kaptıranlar, halka rağmen kurulan otoriter bir yönetimin yıllardır uyguladığı darbeci politikalarla yüzleşmek yerine, tehlikeli oyunlarına devam ediyor. Bu süreçte İslami kimliğimize yönelik baskıları ve dayatmaları kesinlikle kabul etmediğimizin şahitliğini yapmakla mükellefiz.” denildi.

Basın açıklamasının tam metni: 28 Şubat bin yıl da sürse direneceğiz!

Kendisini darbelere yaslayarak ayakta tutmaya çalışan oligarşik düzenin yaptığı 28 Şubat darbesinin onuncu yılında, hukuksuz uygulamalar devam ediyor. On yıllardır Müslüman halkın dinini ve değerlerini hafife alan, Müslümanları baskı altında tutan, İslam’ı toplumsal hayattan kopartıp merasimler, özel gün ve geceler dini gibi empoze etmeye çalışan sistem, bu kötü alışkanlıklarından bir türlü vazgeçmiyor. Özellikle başörtüsü yasağı üzerinden sürdürmeye ve yaygınlaştırmaya çalıştığı baskı ve darbe ortamını, yeri ve zamanına göre diğer sivil unsurlar üzerinde de yerleştirebilmeyi amaçlıyor.

28 Şubat’tan bugüne, Müslümanların üzerine gelerek, toplumdaki İslami umut ve beklentileri bastırmak için, sermaye, medya, bürokrasi, YÖK ve Danıştay ideolojik aygıtlar aracılığıyla her türlü oyunu ve tuzağı tertip edenler, kendi düzenlerinin bekası için halkın emek ve değerlerini sömürüyor. İnsanları asgari ücretle, yoksulluk sınırında yaşamaya mahkum edenler, darbe düzeninden nemalanarak son derece müsrif bir hayat tarzını sürdürüyorlar. Yasakçı ve baskıcı uygulamalarının ödülü ise yolsuzluk ve soygunlarına göz yumulması oluyor.

Toplum mühendisliğiyle devam ettirilen post-modern darbenin üzerinden on yıl geçmesine rağmen hala aynı baskıcı projeler hayata sokulmaya çalışılıyor. On yıl önce “laik-anti laik” cepheleşmesi üzerinden toplumu kamplara bölüp, muhalefet direncini kırmaya çalışan darbeciler; bugün aynı tehlikeli oyunu “vatansever-vatan haini” ya da “ulusalcı-bölücü” kamplaşmalarıyla oynuyor. İktidarlarını korumak için küresel işgalcilerin kirli emellerine çanak tutacak kadar alçalabilenler; lafa geldiğinde “bağımsızlık” ve “bölünmez bütünlük” söylemlerinin arkasına sığınıyor. Toplumun meşru taleplerini darbelerle susturanlar; emperyalizme ve azgın kapitalizmin sömürülerine karşı ise seslerini dahi çıkartamıyorlar.

28 Şubat ve daha önceki darbelerle pekiştirilen askeri vesayet sistemi, son dönemde inisiyatif ve avantajlarını avucunun içinden kaçırdığını hissettikçe, yaşadığı bunalımdan olacak, daha saldırgan bir tutum takınıyor. Yasaklar ve hukuksuzluklar peşi sıra geliyor. Kendi halkına karşı topyekün savaş ilan edenler; efendilerinin geniş ölçekli projelerindeki yerini ise göremiyor. Uluslararası emperyalizmin yeniden dizayn etmek istediği bu coğrafyada, bilhassa ABD, İngiltere ve İsrail eksenli çeteci katiller ittifakı, bölge ülkelerinin sosyo-ekonomik ve jeopolitik şartlarını kendi çıkarlarına uydurmaya yönelik politikalar üretirken; Türkiye, hem bu sürecin efendileriyle stratejik ortaklıklar kuruyor, hem de ortaya çıkan tabloya itiraz ederek komik bir duruma düşüyorlar.

Kurdukları düzenle birlikte yüzünü on yıllardır tamamıyla Batı’ya döndürenler, şimdi Batı’nın ikiyüzlü politikalarına karşı tam bir acizlik ve çaresizlik halini yaşıyorlar. Batının ilahlarına ve sahte değerlerine teslim olanlar, kendi yapay kimliklerini savunmak adına bugüne kadar bu coğrafyadaki farklı kimlikleri tektipleştirmeye çabalayanlar; şimdi yeniden “kurtuluş”tan dem vuruyor, sivil üniformalı güçleri harekete geçirmeye uğraşıyorlar. Resmi tarihin efsanelerine kendilerini fazlasıyla kaptıranlar, halka rağmen kurulan otoriter bir yönetimin yıllardır uyguladığı darbeci politikalarla yüzleşmek yerine, tehlikeli oyunlarına devam ediyor.

28 Şubat’ın bizzat üzerinden geçerek yok etmeye çalıştığı Müslümanlar ise maalesef içinde bulunduğumuz darbe düzenini ve darbecileri doğru bir perspektiften eleştirmeyi halen göze alamıyor. Sisteme bakışında ciddi ve köklü bir sorgulama ve değişim görünmüyor. On yıldır darbe ortamı, sürekli gerilerek ve yayılarak adalet ve ahlak duyguları törpülenirken, darbeye maruz kalmış Müslümanlar; asıl sorgulanması gereken konuları bir kenara bırakıp, yemeğin hangi elle yeneceğine kafa yorabiliyor. Bu pasif ve gerçeklerle yüzleşmekten uzak hal ise sadece darbecilerin işini kolaylaştırıyor. Oysa Müslümanlar teferruatları bırakıp, füruat dediği asıl meseleleriyle ilgilenmek, vesayet düzenine karşı inisiyatif geliştirmek ve İslami bir direnişin nasıl güçlendirilebileceğinin teorisini yapmak, pratiğini uygulamak zorundadırlar.

İslami kimliğimize yönelik baskıları ve dayatmaları kesinlikle kabul etmediğimizin şahitliğini yapmakla mükellefiz. 28 Şubat sürecinde karşılaştığımız tablo, nasıl bir sistem içinde yaşadığımızı somut örnekleriyle göstermiştir. Kendi elleriyle yaptıkları darbe kanunlarını dahi çiğneyebilenlerden, adil bir tutum takınmaları beklenemez. O halde yapılması gereken, adalet ve özgürlük için kesintisiz biçimde mücadele etmektir.

Darbecilerin karanlık uygulamalarına, hukuksuzluklarına, ideolojik eğitimlerine ve baskılarına asla teslim olmadan, vahyin aydınlığında ve resullerin örnekliğinde ömrümüzün son anına kadar direnmeyi hayat tarzı haline getirebilmeliyiz. Tevhid, adalet ve özgürlük taleplerimizden hiçbir zaman vazgeçmeyelim. 28 Şubat’ı bin yıl sürdürmeye çalışanlar, binlerce yıl sürecek İslami bir direnişi karşılarında bulsunlar. Adalet ancak İslam ile ve Allah için direnen Müslümanların eliyle gelecektir.

Direniyoruz! Kazanacağız!

Özgür-Der Sakarya Şubesi

28 Şubat…Aynı oyunlarla mı anılıyor

•Şubat 28, 2007 • Yorum Yapın

Tuğba BÜNÜL

28 şubat, yine aynı etkinlik ve aynı oyunlarla anılıyor..

Aynı Zihniyetin diri tutulduğu siyaset ve medya oyuncuları çamur atmaya devam ediyor, fitne ve fesat durmaksızın ilerliyor..

Hakkı çiğnenen Kurum ve Kuruluşlar isimleri değişse de misyonlarını aynı şekilde yürüttükleri gibi, Siyaset ve medyadaki kişiler de aynı şekilde isimleri değişse de meziyetlerini koruyor ve fitne adına misyonlarının hakkını veriyorlar..
Şairin dediği gibi
“Dolaylı yada direk,
Adem den son ferde dek
İman Küfür savaşı devam etmiş
edecek”…

İLKAV (İlmi Kültürel Araştırmalar Vakfı) kapatılma kararı alınması için Vakıflar genel müdürlüğü tarafından mahkemeye dava açıldı.

28 şubat zihniyeti ne değişiyor ne yumuşuyor ve aynı zihniyet tarihini tekerrür ettirmek adına yeni kurban kurum ve kuruluşlar sebep ve durumlar ortaya çıkarıyor..

Neymiş efendim İLKAV; “bu Halk Müslüman’dır ve Müslüman Halk çocuklarına Kuran eğitiminin, Hadis eğitiminin, Tefsir eğitiminin sağlanması ve verilmesini istiyor” demiş..Panel açılışı Kuran ı Kerim tilavetiyle başlamış..Kartel Medyanın bir Şubesinin haber spikeri olan Mehmet Ali Birand bu paneli yayınlamış ve savcıları, yetkilileri “bunlar kim ?” diyerek uyarmış ve göreve çağırmıştı…

Ülke menfaatini düşünen devletini seven ve koruyan bir birey olarak Birand üstüne düşen vazifeyi yerine getirmenin gurur ve hazzını yaşıyordur şu ara..Tabi Kuvvecileri 32. gün programında ağırlayan ve minnettarlığını sergileyen Birand bunu da mesuliyet ve vazife sayıyordu herhalde!.

Ya İLKAV’ın misyonu gereği; haklı istek ve taleplerini yerine getirmesi gerekirken, Vakıflar Müdürlüğünü yani ilgilileri bu konu hakkında uyaran ve ilgilenmelerini kamuoyu önünde dile getiren Bakana –Mehmet Ali Şahin- ne demeli? Bu şikayetleri istekleri değerlendirip halkın taleplerine kulak vereceği çözümler üreteceği yerde İLKAV için yaptırımlar uygulatacak uyarılarda bulunmalarına ne demeli? Bu ülke % 99’u Müslüman olarak biliniyor ve anılıyorken Müslüman Halkın istekleri, talepleri neden suç olsun..

Evet artık kimliğimizde İSLAM yazmayacak yada yazmıyor olabilir ama bu yine de Halk tabanını oluşturan Müslüman ve muhafazakar kesimi yok saymanıza sebep olamaz.. Bu ailelerin İslam dininin gerekli kıldığı eğitimi aile fertlerine vermek istemelerinden daha doğal ne olabilir…

Eğitim nedir ne şekilde ne zaman kime verilir biz bilir ve bizim dediğimiz gibi olacak söylemini bırakın artık… Benim çocuğuma; anne ve baba olmuşsam benim mesuliyetimde olduğu müddetçe benim dilediğim şekilde benim istediğim zaman ve mekanda eğitim veririm.. Bu temel bir Hak ve Hürriyettir… İnancımız ve Dinimiz gereği şeklimizi, eğitimimizi, zaman ve mekanlarımızı Dinimiz emrettiği şekilde yapmamızı yasaklayanlardan sıkıldık artık… Adalet ve Hak tan yoksun sözde Demokrasinin yareni Demokrat yöneticiler; sergiledikleri bu tavır ve yaptırıma sundukları bu uygulamalarla Demokrasi kılıfı geçirdikleri düzenle değil de başka bir yönetimle bizi yönettikleri belli olmuyor mu ?! artık..

İLKAV Ülkesindeki Müslüman halk kitlesinin söylemlerini İlmi Kültürel Araştırma Vakfı adı altında misyon bilerek İslami ilim ve İslam kültürünü yaşatmak ve yaymak adına panel hazırlamış ve sunmuştur… Benim adıma benim kimliğimi ve dinimin gereklerini haklı olarak yaşatan ve söyleyen İLKAV kapatılamaz kapatılmamalıdır…

Bu Ülke de artık Kuran tilaveti ile açılış yapmak Kuran öğrenmeyi sınırlamadan öğrenmek ve öğretmek suç sayılmamalıdır… Müslüman ülke diye adlandırılan Türkiye’nin bu komik suçlamalar ve infazlardan biran evvel sıyrılması, Hak ve Adaleti yaşanılır hale getirmesi gerekmektedir…

Bunun içinde Tavizsiz bir duruş sergilemeli, fikir ve inancına sahip çıkan bireyler olmalıyız..”Bir toplum kendi özünde olanı değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez” buyuran Rabbin ayetleri ne hakikatlidir ki..Allah Kendi Hakkından ödün veren ve ses çıkarmayan bu Halka böyle bir yönetim ve toplumu laik görmüştür…

Rabbim Tavizsiz, Hakikati söylemekten çekinmeyen O’na çağıran, Salih amelde bulunan ve ben gerçekten Müslümanlardanım diyen kullarından kılsın bizleri..

vesselam

28 Şubatta Beyazıt Meydanındayız !!!

•Şubat 23, 2007 • 2 Yorum

TARİHE DÜŞÜLEN NOT : BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI

28 Şubat 1997 tarihi; İnancımıza, düşüncelerimize, kimliğimize vurulmuş bir darbedir. Darbenin 10. yılında diğer yasakçı uygulamaların yanısıra başörtüsü yasağının devam ediyor oluşu, darbe sürecinin bitmediğinin göstergesidir. Yasak ve dayatmaların yerine; adil ve özgür bir yaşam talebiyle, Sivil Toplum Kuruluşlarının ve yazarların katılımıyla gerçekleştirilecek olan basın açıklaması ve protesto eyleminde buluşalım ..

Zulüm Varoldukça Direniş De VAROLACAKTIR!

Tarih: 28 Şubat 2007 Çarşamba
Saat : 13.00
Yer : Beyazıt Meydanı

Bilgi için: MAZLUMDER İstanbul Şubesi >> 0212 526 2440

MESLEK LİSELERİNE UYGULANAN KAT SAYI EŞİTSİZLİĞİ RAPORU

•Şubat 5, 2007 • 16 Yorum

Bu rapor, MAZLUMDER İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu’nun talebi üzerine Hak İhlallerini İzleme ve Önleme Komitesi’nden Necla ÖLÇER, Hamit KARDAŞ, M. Hadin ÖNER, M. Hatice DEMİR tarafından hazırlandı. Bu rapor, 2005’te ÖSS’de yerleştirmede kullanılacak Y-ÖSS puanlarının hesaplanmasında ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının çarpılacağı katsayılara ilişkin 1999’dan beri uygulanan sistemin; Anayasaya ve kanunlara, Uluslararası Sözleşmelere aykırılık ve söz konusu uygulamanın “Kanun Önünde Eşitlik” ve “Eğitimde Fırsat Eşitliği” ilkelerine uygunluk çerçevesinde değerlendirilmesi, mağduriyetlerin tespiti ve kamuoyuna duyurulması amacıyla hazırlanmıştır.

Hazırlayanlar:
Necla ÖLÇER
Hamit KARDAŞ
M. Hadin ÖNER
M. Hatice DEMİR

1) ÖSYM SINAV SİSTEMİ
    1.1) 1999 ÖNCESİ UYGULANAN SİSTEM
    1.2) 1999 -2002 ARASINDA UYGULANAN SİSTEM
    1.3) 2003 TE DEĞİŞTİRİLEN VE HALİHAZIRDA UYGULANAN SİSTEM
    1.4) KARŞILAŞTIRMA
    2) İLGİLİ MEVZUAT
    2.1 ULUSLARARASI HUKUKTAKİ DÜZENLEMELER
     2.2 ANAYASA’DAKİ DÜZENLEMELER
     2.3 MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU
     2.4 YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU
    
    3) MAĞDURLARLA GÖRÜŞMELER
     4) GENEL DEĞERLENDİRME
     4.1) EĞİTİM VE EĞİTİMİN ÖNEMİ
     4.2) TÜRKİYE’DE EĞİTİMİN DURUMU
     4.3.) ORTA ÖĞRETİM KURUMU OLARAK MESLEK LİSELERİ
     4.4) MESLEK LİSELERİNİN SORUNLARI
     4.5) YÖK’ÜN ÖSYM SİSTEMİNE POLİTİK YAKLAŞIMI
    
     5 ) HUKUKİ DEĞERLENDİRİLME
    
     6 ) KATSAYI ADALETSİZLİĞİNİN NEDEN OLDUĞU SORUNLAR
     6.1 ) ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ ENGELLENMİŞTİR
    6.2 )BİLİNÇLİ BİR TERCİH OLMADIĞI DURUMLARDA GERİ DÖNÜŞÜ ENGELLEMEKTEDİR
    6.3 ) MESLEK LİSELERİNE GELEN ÖĞRENCİ SAYISI ÇOK AZALMIŞTIR
    6.4) MESLEK LİSELERİNİN GELİŞME VE İLERLEMESİ ENGELLENMİŞTİR
     6.5 ) EĞİTİM KALİTESİNİN DÜŞMESİNE NEDEN OLMUŞTUR
    
    6.6 ) ÖĞRENCİLERİN PSİKOLOJİLERİNİN ÇÖKMESİNE OKUL VE EĞİTİMLERİNDEN UZAKLAŞMALARINA NEDEN OLMUŞTUR
    
    6.7 ) SİSTEMİN ÇOK FAZLA DEĞİŞMESİ DEVLETE OLAN GÜVENİ SARSMIŞTIR
     7 ) ÖNERİLER
     8 ) SONUÇ
    
    
    1) ÖSYM SINAV SİSTEMİ
    
    1.1) 1999 Öncesi Uygulanan Sistem
    
    Ülkemizde; 1974 yılında yüksek öğretim kurumlarına giriş Üniversiteler arası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÜSYM) tarafından yürütülmüş ve tek aşamalı sınav sistemi (ÖSYS) 1980 yılına kadar devam etmiştir. 1981 yılında bu merkezin adı Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) olarak değişmiştir. 1981 yılından itibaren tek aşamalı sınav sisteminden vazgeçilip, Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) ve Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS) olmak üzere iki aşamalı sınav sistemi uygulamaya konmuştur.
    Birinci aşamada (ÖSS ) temel kavram ve ilkelerle düşünme yeteneği ölçülüyor, bu amaçla sayısal ve sözel alanda eşit sayıda sorular soruluyordu. Her bir alanda soru sayısı 85-90 arasında değişiyordu. ÖSS Sayısal,ÖSS Sözel ve ÖSS Eşit Ağırlık (TM ) olarak belirlenen üç alandan herhangi birinden 120 puan ve üzeri alabilenler 2. basamak sınavına (ÖYS) katılmaya hak kazanıyordu. Merkezi yerleştirme işleminde kullanılacak olan ÖYS puanları, ÖYS’deki ilgili testlerden elde edilen standart puanlar, ilgili ÖSS puanı ve Orta Öğretim Başarı Puanına katsayılar uygulanarak hesaplanmaktaydı. ÖYS’ ye katılmaya hak kazanan her öğrenci bu şekilde hesaplanarak belirlenen puanına göre mezun olduğu ortaöğretim kurumunun türüne ve alanına bağlı olmaksızın tercih ettiği tüm yükseköğretim programlarına yerleşebiliyordu. Adayın Orta Öğretim Başarı Puanı(OBP) ise her okulun kendi içinde olmak üzere mezun olanların diploma notları, mezun olamayanların okullarınca diploma/mezuniyet notuna benzer şekilde hesaplanacak başarı ortalamaları üzerinden hesaplanıp 30- 80 arasında değişmekteydi. Bu puan ÖYS’ye yansıtılırken sınava ilk giren öğrenci için 0,6 katsayısı ile çarpılarak eklenmekteydi. Herhangi bir alanı seçen öğrenci kendi alanı dışında da tercihte bulunduğunda katsayı aynı olup değişmiyordu.
    Bir mesleğe yönelik program uygulayan lise veya dengi meslek okulu çıkışlı adaylar tüm alanlarda yerleştirilmelerinde kullanılacak ÖYS puanları da aynı yolla hesaplanmakta ancak bu puanlara OBP ek bir katsayı ile çarpılarak eklenmekteydi.
    
    1.2) 1999- 2002 arası Uygulanan Sistem
    ÖYS puanları 1998 yılına kadar süren iki aşamalı sınav uygulaması yerini 1999 yılında tek aşamalı sınav sistemine bırakmıştır.
    Eski sistemdeki Orta Öğretim Başarı Puanı (OBP) yerini Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanına (AOBP) bırakmıştır. Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanı en düşük 30, en yüksek 80 olup AOBP’nin sınav sonuçlarına katkısı ise %8 den % 18 ‘ e çıkarılmıştır.1999 yılından itibaren AOBP istenilen üniversite programını kazanmakta belirleyici bir konuma oturmuştur.
     Bu sistemde adayların ortaöğretim başarı puanları eski sisteme göre hesaplanıp, ancak bu puanlar, her okulun ÖSS ortalamalarına göre ağırlandırılarak yeniden düzenlenmektedir. Bu düzenleme sonucu oluşan Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı, öğrencinin okuduğu ya da mezun olduğu alana bağlı olarak belirli katsayılarla çarpılarak yerleştirme ÖSS puanına eklenmektedir. Her aday için hesaplanmış olan SÖZ, SAY ve EA ağırlıklı ortaöğretim başarı puanları, ortaöğretimdeki alanları ile ilgili yükseköğretim programlarına yerleştirme yapılırken 0,5 ortaöğretimdeki alanları dışında bir yükseköğretim programına yerleştirme yapılırken 0,2 ile çarpılarak adayların ilgili ÖSS-SÖZ, ÖSS- SAY, ÖSS-EA ve varsa ÖSS-DİL puanlarına katılacak ve böylece adayların Y-ÖSS-SÖZ, Y-ÖSS-SAY, Y-ÖSS-EA ve varsa Y-ÖSS-DİL puanları hesaplanmaktaydı.
    Bir mesleğe yönelik program uygulayan lise mezunları için, Y-ÖSS puanlarına katılmak üzere, alanlarındaki meslek yüksekokulu programlarına yerleşirlerken ayrıca ek puanlar da hesaplanacaktır. Ek puanlar, ilgili ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının 0,15 katsayısı ile çarpımından elde edilmekteydi. Bir önceki yıl bir yükseköğretim programına yerleştirilen adaylar için ağırlıklı ortaöğretim başarı puanına uygulanacak katsayılar, Y-ÖSS puanlarının hesaplanmasında ortaöğretimdeki alan/kol/bölümü ile ilgili bir yükseköğretim programına yerleşirken 0,25 diğer yükseköğretim programlarına yerleşirken 0,10 ve ek puanların hesaplanmasında ise 0,075 olmaktaydı.
    
     1.3) 2003 Yılında Öğrenci Seçme Sınavı Puan Hesaplamaları İle İlgili Yapılan Değişiklikler
    
    2003 yılına kadar uygulanan sistem ile halen uygulanan sistem arasındaki değişiklikleri şu şekilde ana başlıklar halinde özetleyebiliriz;
    
    1-2003 yılına kadar ortaöğretim kurumlarından toplanan diploma notları, her okul kendi içinde olmak üzere ortalaması 50, standart sapması 10 olan standart puan dağılımına dönüştürülmekte ve bu puan Ortaöğretim Başarı Puanı(OBP) olarak adlandırılmaktaydı. 2003-ÖSS’den itibaren, diploma notlarından yine aynı şekilde standart puanlar hesaplanarak, buna ek olarak standart puanlar en büyüğü 100 ve en küçüğü 50 olacak şekilde bir puan dağılımına dönüştürüldü. Her okulun kendi içinde hesaplanan ve en büyüğü 100, en küçüğü 50 olan bu puanlar OBP olarak adlandırıldı.
    
    2-1999 ve daha sonraki ÖSS’lerde, OBP’ler ortaöğretim kurumlarının ÖSS ortalamalarına göre ağırlıklandırılmaktaydı. Bu ağırlıklandırmada en büyük AOBP 80, en küçük AOBP’ler ise, okulların ÖSS ortalamalarına göre değişiklik göstermekteydi. 2003-ÖSS’de uygulanan yeni sistemde, her okulda en büyük AOBP 100 oldu. Yeni uygulamada, ÖSS ortalaması yüksek olan okulların diploma notları düşük olan öğrencileri, ÖSS ortalamaları düşük olan okulların öğrencilerine göre daha yüksek AOBP’lere sahip oldular. 2003-ÖSS’de uygulanmasına başlanan yöntem, ÖSS ortalaması yüksek olan okullardaki öğrencilerin AOBP’lerini önemli ölçüde artırmak amacını gütmekte.
    
    3-Nakil yoluyla okul değiştiren öğrencilerin iki yıllık not ortalamaları eski okullarından ve son yıllarına ait not ortalamalarının naklettikleri okuldan hesaplama yönteminin uygulanmasına son verildi. Öğrencilerin AOBP’leri, hangi okuldan mezun olmuşlarsa, bu okulun ÖSYM’ye bildirdiği diploma notuna göre hesaplanacak.
    
    4-Her puan türünde ayrı olmak üzere, ÖSS puanlarının en yükseği 300, en küçüğü 100 olacak şekilde bir dönüştürmeye tabi tutuldu.
    
    5-Yeni sistemde en düşük ÖSS puanı 100, en yüksek ÖSS puanı ise 300 oldu. İki yıllık ön lisans programları için puan sınırı 105’ten 160’a, dört yıllık ön lisans programları için puan sınırı 160’tan 185’e yükseldi. Bu değişiklik ÖSS’yi kazanma puanlarının yükseltilmesi anlamına gelmiyor. Sadece dağılım puanları yükseltilmiş oluyor.
    
    6-Alan içi ve alan dışı yerleştirmelerde kullanılan katsayılar değiştirilerek alan dışı tercih yapmak zorlaştırıldı. Adayların AOBP’leri kendi alanında bir yükseköğretim programına yerleşirken aldığı katsayı 0,5’ten 0,8’e, diğer programlara yerleşirken aldığı katsayı 0,2’den 0,3’e yükseltildi. Meslek lisesi mezunlarına ayrıca, kendi alanlarındaki yükseköğretim programlarına yerleşirken aldıkları ek katsayı ise 0,15’ten 0,24’e yükseltildi.
    
    7-Bir aday, 2003 ÖSYS’de 2003 ÖSS puanı ile bir yükseköğretim programına (Açık öğretimin kontenjansız programları hariç) yerleştirilmiş ise bu katsayılar yarı yarıya düşürülerek 2004 Y-ÖSS puanları hesaplanacaktır.
    
    8- Meslek Lisesi Öğrencilerinin Meslek Yüksek Okullarına Sınavsız Geçiş Hakkı
    2002- 2003 öğretim yılından itibaren, meslek ve teknik lise çıkışlı olanların istedikleri takdirde, bitirdikleri programın devamı niteliğinde veya buna en yakın programların uygulandığı; öncelikle kendi mesleki ve teknik eğitim bölgesi (METEB) içinde yer alan veya bölgesi dışındaki meslek yüksekokulları ile açık öğretim önlisans (2 yıllık) programlarına sınavsız olarak yerleştirilmesi uygulaması başlamıştır. Sınavsız geçiş uygulamasından, Meslek/Teknik Lise çıkışlı olanların dışındaki öğrenciler yararlanamazlar.
    1.4) Karşılaştırma
    1999‘a kadar uygulanan sistemde Ortaöğretim kurumunun sosyal alanından mezun olan öğrenci fen alanında tercih ettiği herhangi bir eğitim bölümüne girebiliyordu. Yine fen alanından mezun olan bir öğrenci de dilerse sosyal alanda bir yüksek öğretim kurumuna girebiliyordu.
    Eski sistemde ayrıca, Meslek Lisesi mezunları da kişisel başarısına bağlı olarak kendi alanı dışındaki bir yüksek öğrenim kurumuna da girebiliyordu. Sınav sistemi daha çok bilgi ve birikimi ölçmeye yönelik olup, ham puan yani sınavdaki net sayısı yerleştirmede ağırlıklı etken oluşturuyordu. Türkiye’de en ciddi ve tarafsız yıllarca başarı ile uygulanan böyle bir ÖSYS sistemi 1998’te 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesinin ardından değiştirilerek tek sınav sistemine geçilmiştir.
    Bu sistem AOBP önem kazanması nedeniyle ÖSS puan ortalaması yüksek olan okullardaki vasat öğrencilerin Ortaöğretim Başarı Puanları’nda çok ciddi yükselmeler meydana getirmiştir. Bu durum Anadolu’da eğitim veren ve ÖSS puan ortalamaları düşük olan liselerdeki başarılı ve yetenekli öğrenciler için dezavantaj oluşturmuştur. Kişisel başarı yerine okul başarısının dikkate alınmasıyla, Anadolu da eğitimi yeterli olmayan bir okulda “başarı gösterdiği için ayrıca ödüllendirilmesi gereken öğrenciler” üniversiteye girişte AOBP‘nın düşürülmesi ile cezalandırılmıştır.
    Ortaöğretim kurumlarından liselerde bu sistemle “alan seçmeli sınıf geçme sistemine” geçilmiştir. Ancak Meslek Liselerine bu tür alanlar verilmemiştir. Meslek lisesi olduğu halde Öğretmen Liseleri ile Anadolu Öğretmen Liselerine tüm alanlar verilmiştir
    Alan verilmemesinin sonucu olarak Meslek Liseleri kendi alanlarıyla ilgili yükseköğretim programlarından birini seçtikleri taktirde AOBP katsayısı 0,5 alan dışı yükseköğretim programı seçtiklerinde 0,2 ile çarpılacaktır. Kendi alanında tercih yapmamış öğrenci, kendi alanında tercih yapmış öğrenciye göre 9 ila 24 puan, ek puan verilmiş öğrenciye göre ise 22,5 ila 36 puan eksik almış olmaktadır. Bu puan farkının kapatılması için yaklaşık olarak 12-45 soru fazladan yapmak gerecektir ki, her iki alandaki soru sayısının 90 kadar olacağı göz önüne alındığında bu farkın kapatılması imkansızdır. Alan dışı tercih yapan öğrenci, kendi alan sorularından tamamını yapsa dahi, alanında tercih yapan öğrencilerden 45 soru yapabilenle ancak eşit duruma gelebilecektir.
    Bu durum, 2003’te yapılan sistem değişiklikleriyle düzeltilmek yerine daha da ağırlaştırılmıştır. Ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının, yerleştirmeye esas olan Y-ÖSS puanları içindeki ağırlığı da % 3 yükseltilerek ÖSS puanları 100 ile 300 arasında değiştirilmiştir.
    Kişisel başarı yerine okul başarısının önceliği daha da artırılmıştır. ÖSS ortalaması yüksek okulların, diploma notları düşük öğrencileri, ÖSS ortalamaları düşük okulların öğrencilerine göre daha yüksek ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarına sahip olmuştur. 2003 ÖSS’de uygulamaya koyulan yöntem, ÖSS ortalaması yüksek olan okullardaki öğrencilerin ağırlıklı ortaöğretim başarı puanını önemli ölçüde artırmıştır.
    Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) puan hesaplama yöntemi ile tavan ve taban puanlar değiştirilirken, meslek lisesi öğrencilerinin şikayet ettikleri konularda düzenleme yapılmamıştır. Yeni sisteme göre, adayların ağırlıklı orta öğretim başarı puanlarının ÖSS yerleştirme puanı içindeki payı artırılmıştır. Buna göre alanı dışında tercih yapacak adayların tercih ettikleri programları kazanma şansı azaldı.
    Bu deşiklikle, lisede okuduğu bir alanla ilgili bir yükseköğretim programını tercih edecek adayın ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı 0.5 katsayı yerine 0.8 katsayı ile çarpılmıştır. Böylece ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının 0.5 katsayısı ile çarpıldığında ÖSS yerleştirme puanı içindeki payı yüzde 17.7 iken, 0.8 ile çarpıldığında bu oran yüzde 21.1’e yükselmiştir.
    Eski sistemde, lisede okuduğu alan dışında bir yükseköğretim programını tercih eden adayın ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı 0.2 katsayısı ile çarpılıyordu. Bu katsayıyla çarpılan ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının ÖSS’deki payı yüzde 8.0 idi. Yeni sistemde, 0.2 katsayısı 0.3, bu katsayıyla çarpılacak ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının ÖSS içindeki payı da yüzde 9.1 olarak belirlendi.
    Ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının ÖSS içindeki payları karşılaştırıldığında, alanı dışında bir programı tercih edecek öğrencilerin tercih ettikleri programı kazanma şansları neredeyse hiç kalmamıştır.
     Bu çerçevede, kendi alanıyla ilgili bir yükseköğretim programını tercih edecek adaylara verilen ek puan katsayısı da artırıldı. Kendi alanıyla ilgili bölümleri tercih edecek meslek lisesi mezunlarının ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının çarpılacağı katsayı 0.15’ten 0.24’e, ÖSS içindeki payları da yüzde 6.1’den 7.4’e yükseltilmiştir.
     Meslek Liselerine uygulanan katsayı farklılığı nedeniyle okullardaki öğrenci sayısının önemli ölçüde azalması ve birçok okulun kapatılma noktasına gelinmesi sonucu çözüm olarak 2003’teki değişikliklerle Meslek Lisesi öğrencilerine ön lisans programlarına sınavsız geçiş hakkı tanınmıştır. Ancak, bu düzenleme de çözüm olmamış, yüksek okul mezunu işsiz liseliler kitlesi oluşturmuştur. Meslek liselerinin öğrenci kalitesi de bu sistem nedeniyle oldukça düşmüştür. Lisans ve ön lisans programına yerleşemeyecek olanlar meslek liselerini tercih etmiştir.
    Sistemin en büyük sıkıntısı da Meslek Lisesi öğrencilerine üniversiteye girişte kendi alanlarının ancak çok sınırlı bir kısmında ek puan uygulamasına gidilmesidir.
     Meslek Liselerinin bilgisayarla ilgili bir bölümünden mezun olan bir öğrencinin “Bilgisayar Öğretmenliği”ni tercih etmesi halinde ek puan uygulamasından yararlanması, “Bilgisayar Mühendisliği”ni tercih etmesi durumunda bırakın ek puandan yararlanmayı, düşük katsayı uygulamasına tabi tutulması izah edilememektedir.
     YÖK; 1999 sınav sistemine geçişte tek taraflı hareket etmiştir. MEB ile eşgüdüm sağlanmamıştır. ÖSYS, Meslek Liseleri ile uyumlu hale getirilmeden değiştirilmiştir. Eğitim sisteminde birçok sorunu ve eksiği olan, mezunlarına istihdam sağlayamayan bu okulların öğrencilerine üniversite kapılarının da kapatılması bozuk işleyen sistemi tamamen içinden çıkılamaz hale getirmiştir.
    
    
    2-İLGİLİ MEVZUAT
    2.1 ULUSLARARASI HUKUKTAKİ DÜZENLEMELER
    2.1.1 İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ
    Madde 7
    Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunma hakkı vardır. Herkes, bu Bildirgeye aykırı herhangi bir ayrımcılığa ve ayrım kışkırtıcılığına karşı eşit korunma hakkına sahiptir.
    Madde 8
    Herkesin anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.
    Madde 26
    1. Herkes, eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğrenim yeteneğe göre herkese eşit olarak sağlanır.
    2.1.2 AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ 1. PROTOKOL
    Madde 2
    Eğitim hakkı
    Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.
    
    2.2. ANAYASA’DAKİ DÜZENLEMELER
    V. Devletin temel amaç ve görevleri
    MADDE 5. – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
    
    X. Kanun önünde eşitlik
    MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
    (Ek: 7.5.2004-5170/1 md.)Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
    Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
    Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
    
    II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
    MADDE 13. – (Değişik: 3.10.2001-4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
    II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi
    MADDE 42. – Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
    Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.
    Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
    Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.
    İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.
    Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.
    Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.
    Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.
    Türkçe’den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır.
    
    
    D. Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma
    MADDE 90. – Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
    Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan antlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu antlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
    Milletlerarası bir antlaşmaya dayanan uygulama antlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî antlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren antlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
    Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü antlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
    Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.)Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.
    
    2.3. MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU
    
    Genellik ve eşitlik
    Madde 4— Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
    II. Ferdin ve toplumun ihtiyaçları
    Madde 5— Millî Eğitim hizmeti, Türk vatandaşlarının istek ve kabiliyetleri ile Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlenir.
    V. Fırsat ve imkân eşitliği
    Madde 8— Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanır.
    Maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek eğitim kademelerine kadar öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla parasız yatılılık,burs,kredi ve başka yollarla gerekli yardımlar yapılır.
    Özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır
    III. Amaç ve görevler
    Madde 28— Ortaöğretimin amaç ve görevleri Millî Eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,
    • 1. Bütün öğrencilere ortaöğretim seviyesinde asgari ortak bir genel kültür vermek suretiyle onlara kişi ve toplum sorunlarını tanımak, çözüm yolları aramak ve yurdun iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak bilincini ve gücünü kazandırmak;
    • 2. Öğrencileri, çeşitli program ve okullarla ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yükseköğretime veya hem mesleğe hem de yükseköğretime veya hayata ve iş alanlarına hazırlamaktır.
    Bu görevler yerine getirilirken öğrencilerin istekleri ve kabiliyetleri ile toplumun ihtiyaçları arasında denge sağlanır.
    IV. Kuruluş
    Madde 29 — Ortaöğretim, çeşitli programlar uygulayan liselerden meydana gelir.
    Belli bir programa ağırlık veren okullarla lise, teknik lise ve tarım meslek lisesi gibi eğitim dallarını belirleyen adlar verilir.
    Nüfusu az ve dağınık olan ve Millî Eğitim Bakanlığınca gerekli görülen yerlerde, ortaöğretimin, genel, meslekî ve teknik öğretim programlarını bir yönetim altında uygulayan çok programlı liseler kurulabilir.
    Ortaöğretim kurumlarının öğrenim süresi, uygulanan programın özelliğine göre, Millî Eğitim Bakanlığınca tespit edilir.
    
    V. Ortaöğretimde yöneltme
    Madde 30— Yöneltme temel eğitimde başlar, yanılmalarını önlemek ve muhtemel gelişmelere göre yeniden yöneltmeyi sağlamak için ortaöğretimde de devam eder.
    Yöneltme esasları ve çeşitli programlar veya ortaöğretim okulları arasında yapılacak yatay ve dikey geçiş şartları, Millî Eğitim Bakanlığınca düzenlenir.
    VI. Yükseköğretime geçiş
    (Değ.:16/06/198-2842 K/10 md.)
    Madde 31-Lise veya dengi okulları bitirenler, yükseköğretim kurumlarına girmek için aday olmaya hak kazanır.
    Hangi yükseköğretim kurumlarına, hangi programları bitirenlerin nasıl girecekleri, giriş şartları Millî Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapılarak Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilir
    VII. İmam-hatip liseleri
    Madde 32— İmam-Hatip Liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur’an kursu öğreticiliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe, hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır.
    II. Amaç ve görevler
    Madde 35— Yüksek öğretimin amaç ve görevleri, Millî Eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,
    1. Öğrencileri ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yurdumuzun bilim politikasına ve toplumun yüksek seviyede ve çeşitli kademelerdeki insan gücü ihtiyaçlarına göre yetiştirmek,
    2. Çeşitli kademelerde bilimsel öğretim yapmak;
    3. Yurdumuzu ilgilendirenler başta olmak üzere, bütün bilimsel, teknik ve kültürel sorunları çözmek için bilimleri genişletip derinleştirecek inceleme ve araştırmalarda bulunmak;
    4. Yurdumuzun türlü yönde ilerleme ve gelişmesini ilgilendiren bütün sorunları, Hükümet ve kurumlarla da elbirliği etmek suretiyle öğretim ve araştırma konusu yaparak sonuçlarını toplumun yararlanmasına sunmak ve Hükümetçe istenecek inceleme ve araştırmaları sonuçlandırarak düşüncelerini bildirmek;
    5. Araştırma ve incelemelerin sonuçlarını gösteren, bilim ve tekniğin ilerlemesini sağlayan her türlü yayınları yapmak;
    6. Türk toplumunun genel seviyesini yükseltici ve kamuoyunu aydınlatıcı bilim verilerini sözle, yazı ile halka yaymak ve yaygın eğitim hizmetlerinde bulunmaktadır.
    2.4. YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU
    Yükseköğretim Kurulunun Görevleri
    Madde 7- Yükseköğretim Kurulunun Görevleri
    ı) Yükseköğretim kurumlarında ve bu kurumlara girişte imkan ve fırsat eşitliği sağlayacak önlemleri almak,
    Yükseköğretime Giriş
    Madde 45-
    a-Öğrenciler Devlet Yükseköğretim Kurumlarına, esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilen sınavla girerler-Sonuçların değerlendirilmesinde adayların ortaöğretimdeki başarıları dikkate alınır-Ortaöğretim kurumlarını birincilikle bitiren adaylar kendileri için yükseköğretim kurumlarında ayrılacak kontenjanlara, tercih ve puanları göz önünde tutularak yerleştirilir-
    Yükseköğretim kurumlarına öğrenci seçiminde, adayların ortaöğretim süresindeki başarıları Yükseköğretim Kurulunun uygun göreceği şekilde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından geliştirilecek bir yöntemle ek bir puan olarak tespit edilir ve yükseköğretim kurumlarına giriş sınav puanlarına eklenir-
    Bir mesleğe yönelik programlar uygulayan liselerin mezunları, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek aynı alanda bir yükseköğretim kurumuna girerken, başarı notları ayrıca tespit edilecek bir katsayı ile çarpılmak suretiyle değerlendirilerek giriş sınavı puanlarına eklenir-
    Ek Madde 21-Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenen “Lise Mezunlarına Meslek Edindirme” (LİMME) programına katılıp meslek lisesi diplomasını alanlar ile mesleğe veya belli sanat dallarına yönelik programlar uygulayan liselerin mezunları aynı meslek veya sanat dalında bir yüksekokul veya meslek yüksekokuluna girmek istedikleri takdirde merkezi sınavla almış oldukları puanlarına Yükseköğretim Kurulunun, meslek dalına göre tespit edeceği ölçü dahilinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygun görüşü alınarak artı puan verilir-Bu puan almış oldukları puanların % 40’ından fazla olamaz.
    
    
    
    3. Mağdurların Başvuru ve Görüşleri
    
    Bu bölümde 2005’te ÖSS’de yerleştirmede kullanılacak Y-ÖSS puanlarının hesaplanmasında ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının çarpılacağı katsayılara ilişkin 1999’dan beri uygulanan sistemden etkilenen ve Derneğimize müracaat eden başvuruculara ait dilekçe örnekleri bulunmaktadır.
    
    
    3.1 ) 27.05.2005
    MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA
    
    Konu :Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavında Düşük Katsayı Uygulamasından Dolayı Yaşadığım Mağduriyet Hakkında
    Açıklamalar : 1999 yılında Adapazarı İmam Hatip Lisesi’nden 4.66 (5’lik sistem) not ortalaması ile mezun oldum. Aynı yıl girdiğim ÖSYM sınavında , Meslek Liselerinden mezun olan öğrencilere, puanlarının hesaplanmasında düşük katsayı uygulaması başlatıldı. İdealim tıp fakültesinde okumaktı. Ancak uygulamaya konan sistem sebebiyle bunun gerçekleşmesi matematiksel olarak imkansız hale geldi. Sınav sorularının tamamının doğru yanıtlanması ve çok yüksek bir orta öğretim başarı puanına sahip olunması halinde dahi, herhangi bir tıp fakültesine yerleşmek mümkün değildi. Uygulanan düşük katsayılar sebebiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının ilahiyat Fakültesi haricindeki bölümlere yerleşmeleri çok zorlaşmakta, bazı bölümlere yerleşmeleri ise tamamen imkansız hale gelmekte idi. Bu sebeple ben de sınavda başarısız oldum.
    Bu şartlar altında, idealimdeki bölümü okuyabilmek için yurt dışında eğitim arayışlarına girdim. Almanya’ya giderek üç ay Almanca eğitimi aldım. Amacım dil eğitimini bir yılda tamamlayarak üniversite eğitimine başlamaktı. Ancak maddi imkansızlıklar yüzünden bunu başaramadım. Ailem yeterli maddi desteği veremiyordu. Giderlerimi karşılayacak burs da bulamayınca üçüncü ayın sonunda Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. Mevcut sınav sistemi bir sonraki yıl da değişmediği için, aynı olumsuz şartlar devam ediyordu. Üniversite eğitimi hedefimin artık gerçekleşmeyeceğini düşünmeye başladım. Önce kendime olan güvenimi yitirmeye başladım ve bu sıkıntılı halimin hiçbir zaman sona ermeyeceğini düşündüm. Bu ruh hali ile yaklaşık bir yıl hiçbir şey yapamadım. Ayrıca bir yıl daha dershaneye gidecek maddi olanağım da yoktu.
    2001/2002 eğitim ve öğretim yılının başında Adapazarı’nda bir dershanenin açtığı seviye tespit sınavına girdim. Gösterdiğim başarıdan dolayı ücretsiz olarak dershaneye kabul edilince yeniden sınava hazırlanmaya başladım. Ancak bu sefer mevcut düşük katsayı uygulamasını dikkate alarak hedeflerimi daha düşük tuttum. O yıl sınava giren bir milyonun üzerinde öğrenci arasında 301. olmama rağmen , Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci öğretim programına yerleşebildim. Dershaneye aynı dönemde gittiğimiz bazı arkadaşlarım benden daha az net yapmalarına rağmen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yerleştiler. Hesaplama yapılarken bana 15 puan eklenirken, onlara yaklaşık 50 puan eklendi. Böylece benim gibi meslek lisesi mezunları ile diğer öğrenciler arasında haksız bir şekilde büyük puan farkları ortaya çıktı. Benim durumumdaki bir çok öğrencinin gösterdikleri başarı, sınav puanlarına yansımadı.
    Halen 3. sınıfa devam ediyorum ve ikinci öğretim programında olduğum için her yıl yüksek miktarda harç ödemek zorunda kalıyorum. Bunun tek sebebi düşük katsayı uygulamasıdır. Bu uygulama düzeldiği takdirde tekrar üniversite sınavına girerek istediğim ve hak ettiğim bir bölümü okumak istiyorum.
    
    Sayın yetkililer,
    Benimle aynı kaderi paylaşan binlerce geç bulunmaktadır. Tek istediğim bu haksızlığın ortadan kaldırılması ve üniversite adayı öğrencilere fırsat eşitliği tanınmasıdır. Bu konuda, insan hakları alanında başarılı faaliyetleri ile tanıdığımız kurumunuzun gereken çalışmaları yapacağına inanıyorum. Bu düşüncelerle yardımlarınızı talep ediyorum.
    
    Saygılarımla..
    
    Şükran TANRIKULU
    
    
    3.2 ) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI’NA
    
    
    Ben Ticaret Meslek Lisesi mezunu bir öğrenciyim. Meslek lisesi çıkışlı olduğum için üniversite sınavlarında puanımız haksız yere düşürülüyor. Bu nedenle istediğim bölümleri kazanamıyorum. Alan dışı tercih yapmayı düşünüyorum,fakat puanım düşürüldüğünden istediğim yere yerleştirilemiyorum. Haksızlık yapıldığına inanıyorum.
    Konuya ilişkin haklarımın neler olduğunu ve neler yapılabileceğini tarafıma bildirmenizi arz ederim.
    03.06.2005 Beytullah YILDIZ
     Gülsuyu Mah.Öner Sokak
     NO:5 PK:34848 Maltepe/İSTANBUL
    
    
    3.3) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI’NA
    
    
    Ekrem Cevahir Çok Programlı Lisesinden 2002 yılında mezun oldum.2003 yılında girdiğim ÖSS sonucunda 130.087 ham puan almış olmama rağmen katsayımın- meslek lisesi mezunu olmamdan dolayı-düşük hesaplanması sonucu birçok katsayı mağduru arkadaşım gibi istemediğim bir bölümü seçmek zorunda kaldım.Halen K.T.Ü ‘de öğrenim görüyorum.Hayatımı boş bir kağıt gibi anlamsız görüyorum.Hiç istemediğim bir yerde hiç istemediğim bir fakülte okumaya mecbur oldum.
    
    Mağduriyetimin giderilmesi için gereken işlemlerin yapılmasını saygılarımla arz ederim.
     01.06.2005
     SELİM KÜÇÜK
     M.Akif Ersoy Mh. Yayladamı Sk.
     No:12:11 Kağıthane/İSTANBUL
    
    
    
    3.4 ) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ YÖNETİM KURULU’NA
    
    
    
     Şişli Endüstri Meslek Lisesi son sınıf öğrencisiyim.Bu yıl ÖSS’ye gireceğim ama hiçbir ümidim yok.Eşit şartlarda yarışamadığımız için idamı bekleyen bir mahkum gibi sınavı bekliyorum.Ve büyük bir ihtimalle sınavdan sonra her adaletsizliğe uğrayan meslek liseli gibi hayatımın en güzel yılları bu haksızlık yüzünden heba olacak.Akıbetimin ne olacağını bilememek psikolojimi ciddi anlamda bozdu.Bu haksızlığın biran önce bitirilmesi sadece bizim için değil Türkiye’nin geleceği için de şart.
    
     Açıkladığım gerekçelerden dolayı ilgililerle temasa geçilmesi ve gerekli işlemlerin başlatılmasını arzederim.Saygılarımla,
    
     02.06.2005
     SİNAN EROL
     M.Akif Ersoy Mah.Yayladamı Sk.No:1 D:3
     KAĞITHANE/İSTANBUL
    3. 5) İSTANBUL MAZLUMDER ŞUBESİ YÖNETİM KURULU’NA
    
    Halen ticaret meslek lisesinde öğrenim görüyorum.Gireceğim üniversite sınavı katsayı adaletsizliğinden dolayı benim için bir fobi oluşturdu.Elimden gelen tüm performansı sergilesem hatta tüm soruları doğru cevaplasam bile istediğim bölüme girebilmem imkansız.Bu adaletsizliğin toplumdaki vasıfsız ve amaçsız insanlar olmasına neden olduğunu maalesef görmekteyim.
    
     Katsayı adaletsizliği için çalışma yapılmasını saygılarımla talep ederim.
    
     01.06.2005
     Hakan Semiz
     Beyoğlu İstiklal Cad.Mis Sk.
     No:38 İSTANBUL
    
    
    3.6 ) İSTANBUL MAZLUMDER ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA
     İSTANBUL
    
     Kütahya Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunuyum.2003 ve 2004’te girdiğim ÖSS’lerden 340 puan almama rağmen meslek liselerine uygulanan katsayı adaletsizliğinden dolayı istediğim bölüme yerleşemedim.Halen Anadolu Üniv.Açık Öğretim Fak.Kamu Yönetimi Bölümünde okuyorum.Adaletsizliğe uğramak beni yıprattı.M.E.B.’in taahhüt ettiği üzere konuyla ilgili bir düzeltme yapılmasını bekliyorum.
    
     Talebimin gereğinin yapılmasını arz ederim. Saygılarımla….
    
    
     06.06.2005
     Esra ALTINTOP
     Termik Sitesi T/8 Kat:2
     Merkez-KÜTAHYA
    
    
    
    
    
    
    
     3.7) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ YÖNETİM KURULUNA
     İSTANBUL
    
     Kütahya Anadolu İ.H.L.mezunuyum.2003’te girdiğim ÖSS’de sözel bölümde 261 ham puan almama rağmen meslek lisesi mezunu olduğumdan ve bu haseple puanımın düşürülmesinden dolayı istediğim Marmara Üniversitesinin Psikoloji ya da Gazetecilik bölümlerine yerleşemedim. Şu anda maalesef İstanbul Üniv.Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünde okuyorum.
    
    Hak ettiğim ve istediğim bölümde olamamak,verdiğim emeğin karşılığını alamamak beni psikolojik açıdan bunalıma itti ve geleceğimi menfi yönde etkiledi. M.E.B.’in konuyla ilgili ilgilenmesi için taleplerimin iletilmesini istiyorum.
    Saygılarımla….
    
    
    06.06.2005
     NUR SOYDAN
     Cumhuriyet Cad.Gazi Kemal Mah.
     Sabır Apt.Kat:6
     KÜTAHYA
    
    
    
    3.8 ) İSTANBUL MAZLUMDER ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA
    
    Kütahya Anadolu İ.H.L. mezunuyum.2003’te girdiğim ÖSS’de 360 ham puan almama rağmen İlahiyat Fakültelerinin kontenjanlarının düşürülmüş olmasından ve katsayı adaletsizliğinden dolayı- İlahiyat Fakültelerinde yığılma olmasından kaynaklı-idealim olan Marmara İlahiyat Fakültesine yerleşemedim.D.E.Ü. İlahiyat Fak.yerleştim.Bir yıl boyunca emsallerimden fazla çalışıp Marmara Ü.İlahiyat Fak.’ne yatay geçiş yaptım.Bu süreç ve M.E.B.’in konuyla ilgili düzeltme yapacağını belirtmesine rağmen herhangi bir değişiklik yapmaması beni strese soktu.
    
     Konuyla ilgili mağduriyetin giderilmesi yönünde işlem yapılmasını saygılarımla arz ederim.
     01.06.2005
    
     M.MURAT HACIMUSTAFAOĞULLARI
     Barbaros Mah.Nuhkuyu Cad.No:76/5
     Bağlarbaşı-Üsküdar-İSTANBUL
    
    
    
    3.9) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ’NE
    
    İmam Hatip Lisesi mezunuyum.Liseye girişimde katsayı problemi henüz yoktu.Amacım Hukuk Fakültesinde okumaktı.Katsayı probleminin birden tezahürü ile bu amacımdan vazgeçmek zorunda kaldım.Bunun bende meydana getirdiği olumsuzluk halen devam ediyor.
    
    Bu nedenlerden dolayı konuyla ilgili bir takip yapılmasını ve şahsımın bilgilendirilmesini arz ederim.
    
    Saygılarımla….
    
     25.05.2005
     Ramazan GÜREL
     M.Ü.İlahiyat Fak.
    
    
    3.10 ) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA
    
     Meslek lisesi mezunuyum.Meslek liselerine uygulanan düşük katsayı uygulamasından dolayı istediğim bölümlere gitmem mümkün olmadı.Halen Açık Öğretim Fakültesinde okumaktayım.Benimle aynı ham puanı alan arkadaşlarım Tarih ve Türkçe Öğretmenlikleri gibi benim istediğim bölümlerde okuyorlar.
    
     Konuyla ilgili çözüm yolu oluşturacak bir çalışma yapılmasını talep ediyorum.
    
     20.05.2005
     ZUHAL AKÇA
     İstiklal Cad. Büyükparmakkapı Sk.
     Dost Apt. No:20 İSTANBUL
    
    3.11 ) MAZLUMDER ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA
    İSTANBUL
    
    
    2000 yılında Kağıthane Anadolu Meslek Lisesinden mezun oldum.2000,2002 VE 2003 yıllarında girdiğim ÖSS’lerden 120,140 ve 145 ham puan almama rağmen meslek liselerine uygulanan düşük katsayıdan dolayı istediğim bir bölüme hatta herhangi bir bölüme bile yerleşmem mümkün olmadı.Ailemin dar gelirli olması ve üniversiteyi kazanmak için iki yıl dershaneye gitmem ekonomik açıdan da hem beni hem de ailemi olumsuz yönde etkiledi.Aileme yük olduğumu düşünmek psikolojimi bir kat daha yıpratıyor.Katsayı meselesinin beni ve bu sorunu yaşayan arkadaşlarımı ne kadar yıprattığını yetkililerin duymasını istediğimden yardımınızı istiyorum.
    
     Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.
    
    
     27.05.2005
     H.İbrahim ÜLGEN Levent Emniyet Evler
    
    
    3.12 ) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA
     İSTANBUL
    
    Anadolu Hisarı Ticaret Meslek Lisesi’nden 2000 yılında mezun oldum.Daha lise son sınıfta iken katsayı adaletsizliğinden etkileneceğimi biliyordum.Ve üniversite okumanın ve ailemin sevinçli gururunu herkese göstermenin hayal olduğunun farkındaydım.Şu anda Açık Öğretim Fakültesi’nde okuyorum ve geçimimi sağlamak için de hiç istemediğim bir işte çalışıyorum.
    
     Anlattığım tüm bu sorunlardan dolayı sorunumun giderilmesi için işlem yapılıp tarafıma bu konuda bilgi verilmesini saygılarımla arz ederim.
    
    01.06.2005
     Mustafa ŞENOĞLU
     BEYKOZ-İSTANBUL
    
    3.13 ) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA
    
    Kağıthane İmam Hatip Lisesi mezunuyum.2003 yılında ÖSS’ye girdim.262 ham puan almış olmama rağmen meslek liselerine uygulanan düşük kat sayı nedeniyle istediğim bölümü kazanamadım.Halen Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okumaktayım.Bu bölümü kazanmak için gecemi gündüzüme katıp çalıştım.Çeşitli dershane birinciliklerim ve denemelerde derecelerim oldu.Bu süreçte temel ihtiyaçlarımı karşılamaktan başka hiçbir zaman ayırmadım kendime.Alanımdaki iki soruyu boş bırakmak dışında tüm soruları cevaplamış olmama rağmen hak ettiğim bölümlere girememiş olmamın psikolojimde meydana getirdiği tahribatı ifade etmem mümkün değil.
    
    Diğer bir yıkımda;M.E.B.’nın katsayı sorununun kaldırılacağı yolundaki açıklama ile tekrar ders çalışmamın ve bu süreçte geçimimi sağlamam için sabahları gazete dağıtmak gibi işlerde çalışmamın tersi yönde bir açıklamayla boşa gitmesiyle oldu.Hayatımın 5yılının katsayı adaletsizliğiyle çalındığını düşünüyorum ve bu konuda mağduriyetin giderilmesi için sizlerden yardım istiyorum.
    
    Saygılarımla,
    
     20.05.2005
     Mustafa FİLİK
     Yayla Mah.Anadolu Sk.
     No:8/4 Kevser Apt.
     Feriköy-Şişli-İSTANBUL
    
    
    3.14) MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ BAŞKANLIĞI’NA
    
    
    2002-2003 Öğretim Yılında girmiş olduğum ÖSS sınavından 361 puan almış olmama rağmen hiçbir fakülteye yerleşemeyip sınav sistemindeki fırsat eşitsizliği nedeniyle açıkta kaldım.2003-2004 Yılında girmiş olduğum ÖSS sınavında ise 357 puanla D.E.Ü İlahiyat Fakültesine yerleştirildim.Şuanda ise İlahiyat fakültesinde okuyor olmama rağmen başörtüsü sorunuyla karşı karşıyayım.
    
    Hakkımızın hukuk dışı bir şekilde çiğnendiği bu her iki durum hakkında da gerekenin yapılmasınız arz ederim..
    
     14.06.2005
     Havva ALDEMİR
     Kiremitli mah.Genç Osman cad.
     Huzur apt. No:21/1
     Korkuteli/Antalya
    
    
    
    4.DEĞERLENDİRME
    
    4.1) Eğitim ve Eğitimin Önemi
    
    Eğitim bireyin davranışında kendi yaşantıları yoluyla, gönüllü olarak istendik değişmeler meydana getirme sürecidir. Eğitim, her alanda iyi yetişmiş insan gücü demektir. Uluslararası gelişme yarışında biz de varız diyebilmemiz için çağımızda hızı giderek artan bilimsel ve teknolojik gelişmeleri izleyebilecek, uygulayabilecek insan gücüne sahip olmamız kaçınılmaz olduğundan; eğitimin kalitesinden fedakarlık yapılması mümkün değildir.
    
     Modern eğitimin temel ilkeleri olarak şunları sıralayabiliriz:
    – Herkes eğitim hakkına sahiptir. Hiç kimse hiçbir sebeple eğitim hakkından mahrum bırakılamaz.
    – Eğitim, öğrenci merkezli bir süreçtir. Bu süreçte her öğrenci biyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel bakımdan kendine özgü bir bütündür.
     – Her öğrenci, kendi eğitiminden sorumlu ve eğitim programını seçmeye yetkilidir. Öğrenci dersler için değil, dersler öğrenci için vardır.
     – Ölçme ve değerlendirme, öğrencinin başarılı olmasını ve geleceğe hazırlanmasını sağlayan bir araçtır.
     – Eğitim tür ve kademeleri arasında yatay ve dikey geçiş yolları açıktır.
     – Eğitim insanı geleceğe hazırlar.
    
    
    4.2) Türkiye’de Eğitimin Durumu
    
    Türkiye, maalesef son zamanlarda yüksek nitelikli bir eğitim vermeyi hedeflemek şöyle dursun, dar politik çekişmelerle çeşitli baskı grupları ile güç odaklarının çıkar kavgalarının gündemi işgal ettiği, her alanda olduğu gibi eğitim alanında da problemleri kavrayıp değerlendirerek, uygun çözümler üretemeyen bir ülke manzarası sergilemektedir.
    
    Türkiye, eğitim problemlerini ciddi ve köklü reformlara girişerek çözüme kavuşturmak konusunda fazlasıyla geç kalmış durumdadır. Bu konuda inisiyatif alması gereken siyasal ve bürokratik kadrolar, çok uzun zamandır eğitimi, şık politik manevralar yapılabilecek bir alan olarak gören dar politik mülahazalar etrafında ele almakta, kısır kamplaşmalar etrafında günü kurtarmaya yönelik sığ tartışmalar dışında eğitim problemlerinin giderek altından kalkılamaz bir hale gelmekte olduğunu algılama becerisi dahi gösterememektedir.
    
    Küreselleşme sürecinde, yetişmiş insan gücünün giderek en stratejik güç haline geldiği günümüz dünyasında, eğitim, birincil öncelikli planlama ve yatırım alanı olarak öne çıkmaktadır.
    
    Nüfusun nicel büyüklüğü Türkiye için bir avantaj oluşturmakla birlikte, nitelikleri açısından ele alındığında standartların çok gerisinde bir nüfusa sahip olduğumuz söylenebilir.
    
    Eğitim alanında yapılacak düzenlemelerin sonuçlarının, diğer alanlardan farklı olarak ancak uzun vadede alınabilecek olması da dikkate alınırsa, bugün yapılacak bir reform, semeresini en iyimser tahminle on – on beş belki de yirmi yıl sonra verecektir. Dolayısıyla, bugünden yarına ertelenen her reform, yirmi yıl kadar sonraki geleceğimizi ertelemek anlamına gelmektedir.
    
    Bu nedenlerle, eğitim alanında atılacak adımlar hem eğitim sisteminin kendi içinde, ilköğretimden yüksek öğretime her kademede; ve hem de iktisat, siyaset ve kültür alanlarında çok boyutlu sonuçlar doğuracak ve mevcut kurumsal yapıların ve eğitim personelinin intibakı aracılığıyla sonuçları ancak uzun vadede elde edilebilecek adımlardır. Günümüz koşullarında, bu tür adımların atılmasında, mevcut durumun yanı sıra ihtiyaç ve beklentilerin bilimsel araştırmalarla ortaya konulması vazgeçilmez bir önem arz etmektedir.
    
    4.3) Orta öğretim Kurumu Olarak Meslek Liseleri
    
    Meslek liselerinin temelleri 1860 yılında atıldı ve 1927’ye kadar sadece yetim çocuklar bu okullara gitti. Daha sonraki yıllarda teknik eleman yetiştiren bu okullara özel önem verilmeye başlandığını biliyoruz. Ancak günümüzde bu okullar yine göz ardı ediliyor. Oysa teknik eleman kalkınmada en önemli unsurdur. Türkiye ise bu alanda elaman yetiştiremiyor.
    
    Orta öğretim düzeyindeki meslek eğitimi, endüstriye ve hizmet sektöründeki çeşitli faaliyetlere orta kademe insan gücü yetiştirmeyi ve öğrencileri yüksek öğretime hazırlamayı amaçlamaktadır. Ülkemizde genel olarak yüksek öğretime geçişte, zaman içinde farklı uygulamalar görülmüştür. Yüksek öğretim kurumlarının alacakları öğrencileri kendilerinin belirlediği bir uygulamanın ardından, merkezi öğrenci seçme sınavlarıyla öğrenci alınmaya başlanmıştır. Merkezi sınavlar başlangıçta tek sınav biçiminde organize edilirken daha sonra iki kademeli sınav uygulamasına geçilmiş, daha sonra bu uygulamadan vazgeçilerek tek kademeli sınav uygulamasına dönülmüştür.
    
    Mesleki eğitim açısından yüksek öğretime geçiş konusunda da zaman içinde farklı uygulamalar yapıldığı görülmektedir. Orta öğretim düzeyinde meslek eğitimi veren okullara 1970’li yıllarda lise statüsü tanınmış ve meslek okulları bu suretle meslek liseleri haline gelmiştir. Bu değişiklik öncesinde, orta öğretim düzeyinde meslek eğitimi, bazı okullarda iki kademe halinde, bazı meslek dallarında ise sadece orta öğretimin birinci kademesinde yürütülüyordu. Orta öğretim ikinci kademede meslek eğitimi veren okullardan mezun olanların, lise mezunlarını kabul eden üniversitelere giriş hakkı bulunmuyordu. Bu durumda olup da üniversitede okumak isteyen öğrenciler, lise fark derslerini “dışarıdan” vererek, lise diploması aldıktan sonra üniversitelere başvurma hakkı kazanabiliyorlardı. 1970’li yıllardaki değişiklikle, meslek eğitimi veren okulların müfredatında lise müfredatını esas alan düzenlemeler yapılmıştır. Bu suretle orta öğretimde meslek liselerinden mezun olan öğrenciler, yüksek öğretime geçişte lise mezunlarının sahip oldukları haklara kavuşmuşlardır.
    
    1982’de YÖK’ün kurulmasıyla, Türkiye’de yüksek öğretim üniversiteler bünyesinde toplanmıştır. Bu tarihe kadar, enstitü, yüksek okul ya da akademi gibi adlarla faaliyet gösteren, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere çeşitli bakanlık ve kamu kurumlarına bağlı yüksek öğretim kurumları bulunmaktaydı. Meslek okulları 1970’li yıllarda meslek lisesine dönüştürülmeden önce, sözü edilen yüksek öğretim kurumlarından bazıları sadece meslek okulu çıkışlı öğrencileri kabul etmekteydi. YÖK’ün kurulmasıyla birlikte, özel statüde askeri yüksek öğretim kurumlarıyla polis akademisi dışındaki bütün yüksek öğretim kurumları üniversiteler bünyesinde toplandı.
    
    
    
    4.4) Meslek Liselerinin Sorunları
    Türk Eğitim Derneği (TED )’in hazırlamış olduğu Üniversiteye Girişteki Alan ve Kat Sayı Uygulamasının Endüstriyel ve Teknik Eğitim Üzerindeki Etkileri Raporunda, Eğitim-Sen’in raporlarında ve Eğitim Bir-Sen’in Meslek Liseleri Araştırmasında belirtildiği gibi bu okullar öğrencilerine yeterli bir mesleki eğitim vermediği gibi üniversiteye hazırlayıcı bir eğitim de vermemektedir. Ders kitaplarının, gerekli teçhizat ve araçların yetersizliği yanında müfredat programında da alan dışı dersler olması gerekenin çok altındadır. Bütün bunların yanında bu kadar olumsuzluk içerisinde başarılı olan öğrencileri desteklemek ve teşvik etmek şöyle dursun bu öğrencilerin üniversiteye girişlerini engelleme girişimleri anlaşılamamaktadır. Eğitim Bir-Sen’in on iki il ve altmış yedi okulda, 3961 öğrenci üzerinde yaptığı Meslek Liseleri Araştırmasında öğrencilerin %57’si meslek liselerinin öğrencilerinin en büyük sorunu olarak üniversiteye girişte ayrıma tabi tutulmaları, % 28.2’si okullardaki eğitim kalitesinin yetersizliği, %13.5’i ise mezuniyet sonrası iş bulamama kaygısı olarak görmektedir. Ayrıca, bu okullarda dil eğitimi yetersiz olup branş öğretmeni eksikliği de ciddi boyutlardadır. Öğrencilere verilen bilgi ve eğitim işyerlerinde gördükleri uygulamalarla da uyumlu değildir. Öğrenciler eğitimini aldıkları bölümün bir alt alanında uzmanlaşmaya yönlendirilmemektedir. Okullar, mesleki eğitim için gerekli laboratuar, atölye, işlik, araç, gereç vb. imkanlar bakımından yetersizdir.
    
     Yine bu raporlar da belirtildiği üzere Rehberlik hizmeti açısından da meslek liseleri son derece yetersizdir. Meslek seçimi, bireyin hayatında oldukça temel kararlardan biridir. Mesleğe hazırlık olarak verilecek eğitimin küçük yaşlardan itibaren başlatılması zorunluluğu nedeniyle, meslek seçimi konusundaki kararın birey henüz rüşt çağına erişmeden alınması gerekebilmektedir. Ülkemizde sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulaması ile meslek seçimi kararının ilköğretim biterken, öğrencinin hangi lisede okuyacağının belirlenmesi sırasında verildiğini söyleyebiliriz. Öğrencinin bir genel liseye mi, mesleki eğitim veren bir liseye mi kayıt yaptıracağı kararı, meslek seçiminde büyük ölçüde belirleyici olmaktadır.
    
    Bireyin meslek seçimi gibi hayati bir kararı verebilmesi için yetenek ve becerilerini tespit edebilmesine , ilgi ve eğilimler geliştirebilmesine ve hem de isabetli bir meslek seçimi için çeşitli meslekler konusunda gerekli bilgiye sahip olmasına ihtiyaç vardır. İlköğretimi yeni bitirmiş bir öğrencinin böyle bir kararı bir anda ve kendi başına vermesi de beklenemez. Aileler çocuklarının meslek seçiminde belirleyici bir rol oynamaktadırlar. Ancak aileler öğrencinin yeteneklerini, ilgi ve eğilimlerini dikkate almaktan çok, çocuklarının geleceği konusundaki kaygı ve umutlarını esas aldıkları söylenebilir. Yapılan araştırmalarda Meslek Lisesi öğrencilerinin ailelerinin büyük bir kısmının eğitim seviyesinin düşük olduğunu da göz önüne alırsak ailelerin yönlendirilmesinin ne kadar yerinde olacağını düşünmemiz gerekecektir.
    
    4.5) YÖK’ün ÖSYM Sistemine Politik Yaklaşımı
    YÖK’ün; teknoloji geliştirmek ve gelişen teknolojiye ayak uydurmak için yeni uygulamalar ve yeni sistemler üretmesi gerekirken, çağın 25 yıl gerisinde kalmış uygulamaları savunarak diretmektedir. YÖK Yasa Tasarısının yenilenme gereğini hissedecek kurumun YÖK olması gerektiği halde siyasi iradenin buna sahip çıkması düşündürücüdür. Eğitim ve bilimi geliştirmek için çaba göstermesi gereken YÖK’ün tam tersine eğitim yuvalarının kapanmasına sebep veren düzenlemeleri uygulamaya koyması görevine aykırı hareket etmesi demektir.
    Her ne kadar, kat sayı farklılığı, genel liselerde de alan uygulamasını içeriyorsa da; pratikte, daha ziyade meslek liseleri ile ilgili yoğun tartışmalara yol açmıştır. Siyasi tartışmaların odağında “İmam-Hatip Liselerinin önünün kesilmesi” büyük gürültü koparmaya devam ederken, aslında, meslek liselerinden mezun olanların geniş ölçüde sadece iki yıllık meslek yüksek okullarına ya da kendi alanlarında yüksek öğretim veren öğretmenlik programlarına yerleştirilmeleri gibi bir sonuç doğurmaktadır. Uygulamanın meslek liseleri açısından doğurduğu kimi sakıncaları gidermek üzere başlatılan “iki yıllık meslek yüksek okullarına sınavsız geçişin ise, yüksek okullarda öğrenci kalitesinin düşmesi” yönünde şikayetler doğurduğu görülmektedir.
    
    Uygulama konusundaki tartışmaların genellikle politik bir nitelik taşıdığı görülmektedir. İmam-hatip mezunlarının istedikleri her alanda yüksek öğretim almalarının devletin laik niteliğine zarar vereceği düşüncesiyle bu sistem uygulamaya konulmuş ve İmam hatip liselerinin yanında tüm meslek lisesi öğrencilerini mağdur etmiştir. Oysa İmam Hatip Liseleri’nde okuyan öğrenci sayısının tüm meslek liseleri içindeki oranı yüzde 8’dir.
    Meslek liseleri de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin okullarıdır. Dolayısıyla genel liseler ile meslek liseleri arasında bir ayırımcılık yapmak, meslek liselerini dışlamak anayasaya aykırıdır.
    
    5 ) HUKUKİ DEĞERLENDİRİLME
    
     Mevcut uygulama Anayasaya, Uluslararası Sözleşmelere ve Temel Kanunlara aykırı olup, eğitimin en temel ilkesi olan “eğitimde fırsat eşitliğinin” ve “kanun önünde eşitlik” ilkelerinin en açık ihlalidir.
    
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasanın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevlerini; “……kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” olarak belirlemiştir.
    
    ÖSS sistemiyle Üniversiteye girişte gençler; başarılı olmaları için desteklemek gerekirken istikbaldeki refahlarından, huzur ve mutluluklarından uzaklaştırılarak, temel hak ve hürriyetlerinin bir gereği olan eğitimde fırsat eşitliğinden yoksun bırakılmaktadır. Bu bağlamda ekonomik, sosyal ve siyasal engelleri kaldırma görevini ihlal ederek engel oluşturulmaktadır.
    
    Anayasanın 10. Maddesinde ifadesini bulan kanun önünde eşitlik ilkesine saygı göstermek Devlet organları ve idari makamlar içinde görevdir. Maddenin gerekçesinde “ Devletin organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde insanlar arasında ayırım yapmadan devlet faaliyetlerini yürütmek zorundadırlar” demektedir. ÖSS ile ilgili idari düzenleme madde ve gerekçesinin açıkça ihlalidir.
    
    Anayasanın 13. ve 42. maddelerine de aykırılık oluşturularak YÖK sebep göstermeden sadece yetkisini dayanak göstermek suretiyle temel hak ve hürriyetleri sınırlamaktadır. Söz konusu maddelerde “ ancak kanunla” denilmek suretiyle, hak ve hürriyet sınırlamalarının ancak yasama tasarrufuyla yapılabileceği düzenlenmiştir. ÖSS sınav sistemi idari bir işlem olup Milli Eğitim Temel Kanunu’na ve Yükseköğretim Kanunu’na da dayanmamakta hatta aykırılık teşkil etmektedir. “Açık kapı yüksek eşik” deyişinde ifadesini bulduğu gibi eğitim ve öğrenim hakkından bahsedilirken, bu hakların kullanılmaması adına her türlü engel oluşturulmuştur. Eğitim ve öğrenim özgürlüğü engellenmektedir.
    
    Milli Eğitim Temel Kanunu 4. maddesinde “Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” denilmektedir. Oysa söz konusu sistemde öğrenciler arasında eşit işlem yapılmayıp eğitim kalitesi açısından daha iyi olan okuldaki öğrencilere imtiyaz tanınarak adaletsizlik yapılmaktadır. Bu hüküm gereği tüm öğrencilerin üniversite sınavlarına eşit şartlarda katılabilmesi temel olup, öğrencilerin şahsi başarıları teşvik edilebilir. Fakat sınavlarda AOBP uygulanarak öğrencilerin başarısının yerine okul başarılarının değerlendirilmeye alınması ve alan dışı tercihlerde katsayının farklı uygulanması Milli Eğitim Temel Kanunu 4. maddesindeki “eşitlik ilkesine” ve Milli Eğitim Temel Kanunu 8. maddesindeki “eğitimde fırsat eşitliği ilkesine” açıkça aykırıdır.
    
    28. madde 2. fıkrasında Ortaöğretimin görevi “Öğrencileri, çeşitli program ve okullarla ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yükseköğretime veya hem mesleğe hem de yükseköğretime veya hayata ve iş alanlarına hazırlamaktır” şeklinde düzenlenmiştir. Meslek Liselerinin hayata ve mesleğe yetersizliği söz konusuyken yükseköğretimin engellenmesiyle de fonksiyonunu ve amacını ifa edemez hale gelmesine neden olunmuştur.
    Yükseköğretim Kanununun 7. maddenin son fıkrası Yükseköğretim Kuruluna “Yükseköğretim kurumlarında ve bu kurumlara girişte imkan ve fırsat eşitliği sağlayacak önlemleri almak” görevini yüklemiştir. ÖSS sınavında ve yerleştirmede fırsat eşitliğine uygun davranması gereken Yükseköğretim Kurulunun bu düzenlemenin uygulanmasına devam etmesi hukuksuzluktur.
     Yükseköğretim Kanununun 45-a ve Ek-21. maddesinde yükseköğretime yerleştirme düzenlenmiştir. Ancak bu maddelerde alan dışı tercih yapıldığı taktirde katsayının düşürülmesi hükmü yer almamaktadır. ÖSS kuralları kanunun bu hükümlerini aşarak alan dışı tercih yapan kişileri cezalandırmaktadır. YÖK Meslek Lisesi öğrencilerini sadece tek bir bölüme girmeye mahkum etmektedir. Meslek Lisesi alanına dahil olan Yükseköğretim Programlarıysa Türkiye’ de 2 veya 3 üniversite de olup kontenjanları oldukça yetersizdir. Binlerce mezunun – ek puan verildiği iddiasıyla- eğitim hakları ellerinden alınmaktadır.
     ÖSS sistemi Uluslararası sözleşmelere de aykırıdır. Anayasanın 90. maddesi hükmü gereği bağlayıcı olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 26. maddesi “Herkes, eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğrenim yeteneğe göre herkese eşit olarak sağlanır.” Gereğince her birey eğitim hakkına sahiptir. Yüksek öğrenimin yeteneğe göre belirlenmesi gerekirken ÖSS sistemiyle adeta yetenekliler saf dışı edilmektedir. Yetenek ve liyakatin belirleyici unsuru olmasının aranmaması nedeniyle sistem temelden adaletsizliğe neden olmaktadır.
    Sistem , Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve EK protokollere de aykırıdır. Zira, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, hak ve özgürlükler açısından, kendisinden önceki bildiri ve metinlere nispetle, vatandaşlar için daha geniş hak ve özgürlükler içermektedir. Diğer Beyannamelerin bağlayıcılığı denetlenemezken, A.İ.H.S.; “Sözleşme” niteliği dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil, bir çok güvenceyi de içermektedir.
    Meslek Liselerinin, farklı muameleye tabi tutulması en başta, “EŞİTLİK” ilkesine aykırıdır. Alanı ne olursa olsun, her hangi bir öğrencinin, “Eğitim gördüğü alandan başka bir alanda eğitim görmek istemesi” halinde, puanlarının, (yükseköğrenim görmesini engelleyecek nitelikte) rakiplerinden çok geriye düşürülmesi, “eğitim özgürlüğü”nün, ihlali niteliğindedir. A.İ.H.S’ in, EK-1Nolu protokolün 2.maddesi;
    “Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.” Hükmüne uygun olarak din eğitimi almak istediği için İmam Hatip Liselerini tercih eden öğrencilerin Yüksek öğretim hakkının sınırlandırılması Uluslararası antlaşmalara aykırıdır.
    ÖSS sisteminin kanuni bir dayağı olmadığı gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasına, kanunlara, uluslararası antlaşmalara da tamamen aykırıdır.
    
    6.KATSAYI ADALETSİZLİĞİNİN NEDEN OLDUĞU SORUNLAR
    
    6.1 ) Üniversite Eğitimini Engellenmiştir
    
    Bilindiği gibi bir çok mesleki eğitim kurumlarında dersler ve kapsamları genel ortaöğretim kurumlarından farklıdır. Mesleki ortaöğretim kurumlarındaki dersler ağırlıklı olarak mesleğe yönelik derslerdir. ÖSS soruları ise genel ortaöğretim kapsamında ağırlıklı olarak verilen derslerden hazırlanmaktadır. Bu durum çerçevesinde mesleki ortaöğretim kurumları öğrencilerinin ağırlıklı dersleri göz önünde bulundurulduğunda sınavı kazanma oranları genel orta öğretim kurumlarında okuyan öğrencilere göre çok düşüktür. Bu bağlamda mesleki ortaöğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin üniversiteye girişte önünü bir de katsayı uygulamasıyla kesmek haksızlıktır.
    
    Üniversitelere yerleşemeyen yaklaşık 2500 okul birincisinin %50 sini meslek liseli öğrenciler oluşturduğu görüldüğü halde neden önlerine bir engel daha koyma gereği duyulduğunu anlayabilmek mümkün değildir. Bu sistem nedeniyle meslek lisesi öğrencilerinin üniversiteye giriş oranlarının düşmesi bu hukuksuzluğun en büyük göstergesidir.
    ÖSYM verilerine göre Mesleki eğitim veren lise mezunlarının ön lisans ve lisans düzeyinde yerleştirilme sayılarına baktığımızda mutlak oranlar artmakla birlikte nispi oranlar aşırı derecede düşmüştür.
    
    MESLEKİ VE TEKNİK LİSE ÇIKIŞLI YENİ MEZUNLARIN ÖN LİSANS VE LİSANS DÜZEYİNDE YERLEŞTİRİLME ORANLARI
    
    YILLAR ÖĞRENCİ ÖN LİSANS % LİSANS
    1998 14083 47,3 52,7
    1999 23722 56,6 43,4
    2000 21524 61,8 38,2
    2001 21933 63,9 36,1
    2002 76506 89,5 10,5
    
    Tabloda da görüldüğü gibi öğrencilerin lisans programlarına yerleşme oranlarında büyük düşüşler yaşanmaktadır. Ön lisans programlarına girişlerdeki artış sınavsız geçişe bağlanmakla birlikte lisans düzeyindeki düşüş ise sınav sisteminden kaynaklanmaktadır.
    Eğer sistem gereği mutlaka böyle bir katsayı uygulaması gerekliyse bu oran farkı mümkün olduğu kadar az olmadır. 0,8 e 0,3 oranı son derece uç bir orandır. Bu oran meslek lisesi öğrencisini ortalama 25 net geriden başlatmaktadır. Bu da makul sayılacak bir oran değildir.
    Lisans eğitim de uygulanan ÖSS sınavı bir ölçme ve seçme sınavından ziyade eleme sınavı durumundadır. Eleme, bilgiye göre yapıldığına göre bilen insanı sınıflara ayırıp farklı uygulamalara tutmak son derce yanlıştır. Öğrenci lisans eğitimi alacak bilgi seviyesinde olduğunu ÖSS de ispatladığı halde öğrenciyi sınırlamanın nedenleri anlaşılmamaktadır.
    Bir diğer husus da, bir yılı hazırlık olmak üzere 5 yıl mühendisliklerin alt yapısı sayılabilecek eğitim ve öğretim gördükleri halde Endüstri Meslek Liseleri’nden mezun olanların Mühendislik Fakülteleri’ne girmeleri neredeyse imkansız hale getirildi. Bitlis Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi’nin 1999-2000 Öğretim Yılı Tanıtım Kılavuzu’nda yer alan, “Üniversite sınavında, alanlarının devamı niteliğinde olan yükseköğretim kurumlarını tercih etmeleri durumunda kendilerine ortaöğretim başarı puanlarına ek puan veriler ve diğer lise mezunlarına göre daha avantajlı olurlar” şeklinde yer alan bilgiler ilk bakıldığında olumlu görülüyor. Ancak, makine, metal, elektrik, elektronik, torna-tesviye gibi bölümlerde okudukları halde, bu alanlarda yükseköğretim veren mühendislik fakülteleri alan-dışı tercih sayılıyor. Bu durumda ortaöğretim başarı puanları 0.3 ile çarpılıyor. Bu oran düz liselerde ise 0.8. Teknik Lise ve Endüstri Meslek Liseleri mezunları alanlarının devamı olarak belirlenen 2 yıllık meslek yüksek okulları ile Teknik Eğitim Fakültesi’ni tercih ettikleri takdirde OÖBP’ları 0.8 ile çarpılıyor.
    Aynı şekilde muhasebe, işletme, reklamcılık, turizmcilik, pazarlama, hukuk, ekonomi, halkla ilişkiler, bankacılık gibi alanlarda eğitim gören Ticaret Lisesi mezunlarının da bu alanlarda yüksek öğrenim veren 4 yıllık okullara girmeleri mümkün görülmüyor. Anadolu İletişim Meslek Lisesi’ne giren öğrenciler de İletişim Fakülteleri’ni tercih etmeleri halinde düşük katsayı uygulamasına maruz bırakıldılar. Düz liseler ve özel liselerde okuyan öğrenciler için böyle bir engel bulunmuyor. Ek puan sistemi nedeniyle yüz binlerce öğrencinin istikbaliyle oynanmaktadır. Mühendis olmak için Endüstri Meslek Liseleri’ni tercih eden öğrencilerin ise kazanılmış hakları ihlal edilmektedir.
    
    Üniversiteye girişte uygulanan ve “Açık kapı yüksek eşik” olarak adlandırılan politikanın en önemli aracı, alan dışı tercihlerde puanlar tespit edilirken doğru cevapların düşük katsayı ile çarpılmasıdır.
    
    6.2 ) Bilinçli Bir Tercih Olmadığı Durumlarda Geri Dönüşü Engellemektedir
    
     Meslek lisesi öğrencileri çoğunlukla sosyoekonomik koşullar bakımından dar gelirli ve eğitim seviyesi yeterli olmayan ailelerin çocuklarından oluşmaktadır. 14 – 15 yaşlarındaki bir bireyden hayatının en önemli kararını kendisinin vermesini bekleyemeyiz. Bu kararı almada aileler, öğretmenler ve çevre daha çok etkili olmaktadır. Kendi yetenek ve kabiliyetlerine göre karar verebilecek olgunluğa eriştiğinde ise özgür bir seçim yapması engellenmekte ve çok sınırlı tercihler arasında bırakılmaktadır. Sonuçta meslek sahibi olamayan ya da sevdiği işi yapamayan, hayattan zevk almayan, sorunlu nesiller oluşmaktadır.
    
    6.3 ) Meslek Liselerine Gelen Öğrenci Sayısı Çok Azalmıştır
     Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre yıllara göre Mesleki ve Teknik Ortaöğretimde okuyan öğrenci sayıları aşağıdaki gibidir.
    
    Eğitim- Öğretim Yılı Öğrenci Sayısı
    2000-2001 902.715
    2001-2002 947.358
    2002-2003 981.224
     Meslek liseleri arasında öğrencisi çok fazla azalan lise imam-hatip liseleridir. (İHL) 2003 yılı itibariyle toplam 536 İHL olup, bu liselerdeki toplam öğrenci sayısı yıllar itibariyle aşağıdaki gibidir.
    
    Eğitim-Öğretim Yılı Öğrenci Sayısı
    1998-1999 190.000
    1999-2000 135.000
    2000-2001 95.718
    2001-2002 77.389
    2002-2003 71.100 (MEB 65.000 olarak açıklamıştır.)
    
    Meslek liselerine giren öğrenci sayılarının azalmadığını aksine arttığı YÖK tarafından iddia edilmektedir. Sayısal olarak iddiaların yüzeysel olarak doğruluk payı vardır. Fakat meslek liselerinin öğrencilerin azaldığından kasıt; yıllık kayıt yüzdelerinde yaşanan düşmedir. Son 10 yılı yüzdesel olarak incelediğimizde her yıl %10 ile %25 arasında öğrenci artışı olan meslek liselerinde son 4 yılda ki artış oranları %4 ile %6 arasında gerçekleşmiştir. Artış hızı giderek düşmektedir. Bu büyük yüzdesel azalış göreceli bir değişimi ifade etmektedir. 1999 yılını takiben meslek liselerine başvuran öğrenci sayıları yüzdesel olarak azalmaktadır. Bu şartlar altında, meslek liselerine giren öğrenci sayılarındaki iddia edilen artış kavramının adı “azalarak artma” kavramıdır. Bu döngünün 5 yıl daha devam etmesi halinde meslek liselerine talep duracaktır. Ve mevcut öğrencilerinde tükenmesiyle meslek liselerinin çoğu kapanacaktır.
    
     Şu andaki öğrencilerin %65’i genel ortaöğretim, %35’i ise mesleki ortaöğretimdedir Bu oranlar sınav sistemi değişmeden önce öğrencilerin %61 genel ortaöğretim, %39 mesleki ortaöğretim alanlarında bulunmaktaydılar. Fazla bir düşüş olmasa da duruma esneklikleri görülmektedir.
    
    6.4) Meslek Liselerinin Gelişme ve İlerlemesi Engellenmiştir
    
    Siyasi tartışmaların odağında “İmam-Hatip Liselerinin önünün kesilmesi” büyük gürültü koparmaya devam ederken, aslında, meslek liselerinden mezun olanların geniş ölçüde sadece iki yıllık meslek yüksek okullarına ya da kendi alanlarında yüksek öğretim veren öğretmenlik programlarına yerleştirilmeleri gibi bir sonuç doğurmaktadır. Uygulamanın meslek liseleri açısından doğurduğu kimi sakıncaları gidermek üzere başlatılan “iki yıllık meslek yüksek okullarına sınavsız geçişin ise, yüksek okullarda öğrenci kalitesinin düşmesi yönünde şikayetler doğurduğu görülmektedir
    
    Öğrencilerin meslek liselerine girip bir mesleğe sahip olmaları yerine yükseköğretime teşvik edilmeleri, meslek liselerine daha fazla öğrenci gelmesi için elbette bir çözüm değildir. Ama öğrencilerin mesleki anlamda akademik çalışmalar yapması ve ilerleme özgürlükleri de sınırlandırılmamalıdır.
    
    6.5 ) Eğitim Kalitesinin Düşmesine Neden Olmuştur
    
    Meslek yüksek okullarını normal gelişme seyrinde incelediğimizde sınavsız geçiş uygulamasıyla birlikte kalitelerindeki düşüş gözle görülmektedir.
    
    Artık meslek liselerini, kat sayı farklılığı nedeniyle yükseköğretimi düşünen öğrenciler tercih etmemektedir. Lisans eğitimini kazanamayacağından emin olan yalnızca merkezi yerleştirmeyle ön lisans diploması almak adına tercih edenler dahi vardır. Bu durum eğitimin kalitesini büyük ölçüde etkileyerek düşürmüştür.
    
     Yapılan araştırmalarda meslek lisesi öğrencilerinin büyük bir çoğunluğu Internet kullanmamakta, gündemi takip etmemekte, gazete, kitap ve dergi okumamaktadır. Bu öğrencilerin, tiyatro ve sinemaya da ilgileri oldukça azdır. Bu da oldukça çarpıcı bir sonuçtur.
    
    6.6 ) Öğrencilerin Psikolojilerinin Çökmesine Okul ve Eğitimlerinden Uzaklaşmalarına Neden Olmuştur
    Meslek liseleriyle ilgili yapılan tüm araştırmalar meslek lisesi öğrencilerinin psikolojik olarak çöktüğünü gösteriyor. Çünkü öğrencilerin büyük çoğunluğu okullarını sevmediklerini ve imkan verilse bir daha aynı okulda okumak istemediklerini belirtiyor. Yarın kaygısını daha fazla hissediyor, kendilerine yapılan haksızlığa isyan ediyorlar. Yapılan araştırmalardan çıkan sonuçlar, meslek liselerine yönelik yeniden bir yapılandırmanın zaman geçirilmeden gerçekleştirilmesini zorunlu kılıyor.
    Anadolu Gençlik Dergisi Haziran 2005’teki sayısında kapak konusu olarak seçtiği Meslek Liselerinin değerlendirilmesindeki “Meslek lisesi öğrencilerinin psikolojilerindeki bozukluk her ayrıntının önüne geçmiş durumda. Öğrenciler seslerini duyurabilmek için birlik kurdular, yetkililerle görüştüler, internette forumlar açtılar ama onlar için henüz iyileştirme adımları atılmadı. Gelinen nokta, şimdiye kadar genç zihinlerde oluşan tahribatı engellemeye yetmedi. Gençlerin sorunlarıyla ilgilenen ergen psikologu Orhan Gümüşel, öğrencilerin uygulama sonrasında yaşadıklarını şöyle tanımlıyor: “Meslek liseli gençlerin yaşadığı doğal bir hayal kırıklığı ve öğrenilmiş bir çaresizlik. Hayal kırıklığı çok üst düzeyde olduğu için umutsuzluk savunma reaksiyonuna, okulu reddetmeye varıyor, motivasyonları düşüyor” açıklamaları öğrencilerin psikolojik durumlarını çok iyi ifade etmektedir.
     Ayrıca bizim de görüştüğümüz meslek liseli öğrencilerden bazılarının aşağıdaki ifadeleri bunları doğrulamaktadır:
    “Hayatımı boş bir kağıt gibi anlamsız görüyorum. Hiç istemediğim bir yerde hiç istemediğim bir fakülte okumaya mecbur oldum.”
    
    “Eşit şartlarda yarışamadığımız için idamı bekleyen bir mahkum gibi sınavı bekliyorum. Ve büyük bir ihtimalle sınavdan sonra her adaletsizliğe uğrayan meslek liseli gibi hayatımın en güzel yılları bu haksızlık yüzünden heba olacak. Akıbetimin ne olacağını bilememek psikolojimi ciddi anlamda bozdu. Bu haksızlığın biran önce bitirilmesi sadece bizim için değil Türkiye’nin geleceği için de şart”
    
    “Halen Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okumaktayım. Bu bölümü kazanmak için gecemi gündüzüme katıp çalıştım. Çeşitli dershane birinciliklerim ve denemelerde derecelerim oldu. Bu süreçte temel ihtiyaçlarımı karşılamaktan başka hiçbir zaman ayırmadım kendime. Alanımdaki iki soruyu boş bırakmak dışında tüm soruları cevaplamış olmama rağmen hak ettiğim bölümlere girememiş olmamın psikolojimde meydana getirdiği tahribatı ifade etmem mümkün değil.”
    
    6.7 ) Sistemin Çok Fazla Değişmesi Devlete Olan Güveni Sarsmıştır
    
    Beş yıldır, neredeyse her sınav döneminde sistemde değişikliklerin yapılması, öğrencilerin motivasyonunu etkilediği gibi, devlete olan güvenini de sarsmıştır. Her sınav dönemi bilmediği bir sistemle sınava girmek zorunda bırakılmışlardır. Üstelik yapılan değişiklikler sistemin eksik ve hatalarını telafi etmek yerine durumu daha da ağırlaştırmıştır.
    
    
    7 ) ÖNERİLER
    
    • İlköğretim okullarının 7 ve 8. sınıflarında meslek ve meslek okullarını tanıtan programlara yer verilmesi yararlı olacaktır. Mesleki eğitimin başlangıcında, belki de en önemli karar böylece, meslek eğitiminden önce ilköğretimin ikinci kademesinde verilmiş olmaktadır. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulaması çerçevesinde amaçlanmış olmakla birlikte, meslek liselerinde eğitim gören öğrencilerin bu okullara başlamadan önce yeterli bir mesleki danışmanlık ve yönlendirme alıp almadıkları konusundaki düşüncelerini ortaya çıkarmak önemli bir katkı sağlayacaktır.
    
    • Meslek lisesi öğrencilerine kendi alanlarıyla ilgili tüm fakülteler için ek puan uygulanması gereklidir.
    
    • Öğrencilerin doğrudan meslekleriyle ilgili olmayan fen, matematik, Türkçe, yabancı dil gibi alanların ders saatleri daha fazla olmalıdır.
    
    • Seçmeli dersler, öğrencilerin mesleki ilgi alanları doğrultusunda gelişimlerine katkı sağlamalıdır
    
    • Okullarda rehberlik faaliyetleri arttırılmalıdır.
    
    • Müfredat sisteminde yapılacak değişiklerle, öğrencilerin sınava değil, hayata hazırlanması hedef alınmalı, Okullarda öğrencilerin yeteneklerini geliştirmeyi esas alan eğitim programları uygulanmalı ve bu gelişme sürecini değerlendiren sınav sistemleri geliştirilmelidir.
    
    • Tek ÖSS sınavıyla öğrencilerin geleceği belirleniyor. Böyle bir ölçme biçimi pedagojik değil, üç saatlik bir sınav öğrencilerin hayatını belirleyen tek etken olmamalıdır.
    
    • Meslek lisesi öğrencileri kendi alanlarında üniversitelerde mühendislik okuyabilmeli, meslek liseleri kaliteli hâle getirilmelidir. 16 sene eğitim verdiğimiz gençlere bir meslek bile öğretemiyoruz ve onları işsizler ordusuna katıyoruz. Okulların başarı puanının ÖSS puanı hesaplamasına etkisi kaldırılmalıdır. Eğitim sistemi sivilleştirilmelidir.
    
    • YÖK sadece merkezi yönetimi ile sistemde kural dışı bir güç odağı olmakla kalmamakta, yol açtığı yaygın keşmekeşle üniversiteleri idari açıdan sancı yuvası, eğitim açısından kalitesizlik laboratuarı haline getirmektedir. Bugün dünyanın ilk 500 üniversitesi arasına girebilen bir tek Türk üniversitesi yoksa sebebi YÖK’e sorulmalıdır. YÖK yeniden yapılandırılmalı, asıl fonksiyonu olan eğitim ve bilimle uğraşmalı, politik davranmaktan vazgeçmelidir.
    
    8 ) SONUÇ
    28 Şubat sürecinde büyük bir eğitim reformu olarak takdim edilen uygulamalar sonucunda eğitim sistemi iflas etmiştir. Üniversiteye yerleştirme sisteminde getirilen ve yaz boz tahtasına döndürülen düzenlemeler, 3 bin civarındaki Meslek Lisesi’ni kendi kaderiyle baş başa bırakmıştır. Meslek Liseleri ciddi önlemler alınmadığı takdirde birer birer kapanacaktır. Meslek Liseleri’ne getirilen alan sınırlaması ve ÖSS’de Ek-Puan uygulamasından olumsuz olarak etkilenen okulların sayısı binlerle ölçülüyor. Yüz binlerce gencin üniversite hayalini söndüren uygulamaların kapanma eşiğine getirdiği okulların sayısı ise 3 bin 119 civarındadır.
    
     Yukarıda verdiğimiz veri ve bilgiler sonucunda uygulanmakta olan ÖSS sisteminin hukuka ve adalete aykırı olduğu, Meslek Lisesi öğrencilerinin eğitim hakkını engellediği açıkça anlaşılmaktadır. Yeni bir neslin daha harcanmaması için farklı kat sayı uygulamasına derhal son verilmesi gerekmektedir.

YÖK {Yüksek Öğretim Kurumu} 2

•Ocak 24, 2007 • Yorum Yapın

 

YÖK’ü Hazırlayan Koşullar:

Üniversiteler bilimin üretildiği, bilimsel gerçekliğin ortaya konulduğu eğitim kurumlarıdır. Bundan dolayı bilimsel ilerlemenin temelini oluştururlar. Ancak bilimsel ve toplumsal ilerlemenin yönü egemen güçler tarafından her zaman denetim altında tutulmak istenmiştir. Bilimsel ve toplumsal gelişmeler kimi zamanlar egemenlerin çıkarlarıyla çelişmiştir. Bu zamanlarda üniversitelerin evrensel değerleri bir kenara atılmış, egemenler üniversiteleri istedikleri doğrultuda yönlendirmeye çalışmıştır.

YÖK de 12 Eylül sonrasında bu amaçla kurulmuştur. YÖK’ün iyi anlaşılması için üniversitelerin 12 Eylül öncesi durumlarına bakmak gerekir.

1961 Anayasasıyla 41.’ci madde değiştirilerek Üniversite Üst Kurul Başkanlığı yasaya konulmuş bununla öğretim üyelerine serbestçe araştırma ve yayın yapma , siyasi partilere üye olma hakları verilmiştir. 120.ci maddede üniversitelerin kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerinden kurulu organları eliyle yönetileceği ve denetleneceği belirtilmiştir. Ayrıca üniversite organlarının , öğretim üyelerinin ve yardımcılarının , üniversite dışı makamlarca ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamayacakları hükmü de 1961 Anayasasında yer almıştır. Üniversiteler ancak devlet eliyle ve kanunla kurulabilecektir. Üniversitelerarası Kurul kararları yargı denetiminden uzak tutulmuştur. Daha sonra 1963 yılında bu kararlar yargındenetimine açılmıştır. 1973 ‘te ise yapılan değişiklikle üniversiteler ‘örf ve adetlerine bağlı , milliyetçi, sağlam düşünceli aydınlar , sağlam karakterli vatandaşlar’ yetiştirmekle görevlendirilmiştir. Anayasa mahkemesi , bu yasadaki ‘örf ve adet’ kelimelerinin çıkarılmasına karar vermiştir. 1960- 1980 arası üniversitelerde bilimsel arastırma ve yayın verimliliğinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu araştırmalar ve yayınlar yalnızca sayıca değil, nitelik bakımındada üstündürler.bu dönemde üniversiteler toplumsal sorunlarla ilgilenmişler ve bu sorunlara çözümler aramıştır. Yapılan araştırmalarda bilimsel ve teknik bilgiler ortaya konmuş ve topluma açıklanmıştır. Bu araştırmalar toplumda ilgi görmüş ve üniversite dışı çevrelerdede tartışılmıştır. Teknik bir konu bile olsa örneğin boğaz köprüsü gibi , araştırmalar yalnız konunun uzmanlık alanı olan mimarlık, mühendislik fakültelerinde değil sosyal ve siyasal bilim fakültelerinde de araştırılmıştır. Ortaya çıkabilecek sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal sonuçlar ortaya konmuştur. Aynı dönemde, Avrupadaki gençlik hareketinin, Vietnam Savaşının ve ülke koşullarının etkisiyle üniversitelerin politikleştiği bir süreç başlamıştır. Üniversite gençliği ‘tam bağımsız demokratik Türkiye’ talebi ile emperyalizme karşı toplumsal mücadelede yerini almıştır. 12 mart darbesiyle toplumsal muhalefetin diğer unsurları gibi üniversitelerde susturulmak istenmiştir. Ancak tüm bu baskılara rağmen üniversite gençliği muhalif kimliğini 12 Mart tan sonrada korumuştur. Sisteme yönelik toplumsal mücadeleyi sivil faşist güçler ve sıkı yönetimlerle durduramayan egemen güçler 12 eylül 1980de yönetime el koymuşlardır. İşte bu atmosfer içinde yönetime el koyanlar üniversitelerin istedikleri yönde yapılanması için 6 Kasım 1981’de 2547 sayılı yasa ile Yüksek Öğretim Kurulu(YÖK) kurulmuştur.

YÖK’ün kuruluş amacı:

Anayasanın 131. Maddesine göre YÖK yüksek öğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek , yönetmek , denetlemek , yüksek öğretim kurumlarındaki eğitim -öğretim ve bilimsel arastırma faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaçlar doğrultusunda çalışmalarını gerçekleştirmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile kurulmuştur.YÖK ; üniversiteler, Bakanlar Kurulu ve Genel Kurmay Başkanlığınca seçilen ve sayıları, nitelikleri ve seçilme usulleri bu kurullarca belirlenen adayların Cumhurbaşkanı tarafından seçildiği kişilerden oluşur. YÖK, Genel Kurul, Yürütme Kurulu,Denetleme Kurulunca oluşur. Genel kurul 24 üyeden oluşup bu üyelerin yedisi Cumhurbaşkanınca, yedisi üniversiteler arası kurul, yedisi hükümet, ikisi Milli Eğitim Bakanlığı, biride Milli Eğitim Bakanlığı kontenjanından oluşur. YÖK ün amaç maddesi 9 maddeden oluşmaktadır. Bunların 7 si öğrencilerle ilgilidir. Bu maddelerde Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda atatürk milliyetçiliğine bağlı olmak, Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duymak, Türk milletinin milli ahlaki ,insani, maanevi, ve kültürel değerlerini taşımak, Türk devletini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olarak korumak gibi amaçlar sıralanmıştır. Bu amaçlardan ancak beşinci sırada ‘bilimsel düşünceye sahip olma’ gelmektedir. Bu maddenin diğerleriyle ilişkilendirilmesi bir sorun, aynı üniversitede okuyan yabancı uyruklu öğrencileri bu amaçlar doğrultusunda etiştirmek ayrı bir sorundur. YÖK, yükseköğretim kurumlarında baştan sona belirleyici konumdadır ve kurumsal düzeydeki en üst birimden en alt birime kadar hiç birine en küçük bir hareket özgürlüğü tanımamaktadır.YÖK’ün yetki kapsamına giren ve kadro belirlemeden, ünvan tespit etmeye kadar yayılan görevler, akademik yaşama dışarıdan yapılan doğrudan müdahalelerdir. YÖK tarafından yapılan atamalar, rektörden başlayarak, dekan, bölüm başkanlığı, anabilim dalı başkanlığına kadar uzanmaktadır. Bu bakımdan üniversiteler atama ile gelen görevlilerden oluşan, gerçek yetkilerden mahrum kurumlara dönüşmüştür. Öğretim elemanları ,kendi çalışma koşulları konusunda herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir. Dersin öğrencilere hangi zaman zarfında verilmesi gerektiğinden, araştırma faaliyetinin uygulama alanlarına ve niteliğine kadar her türlü kararın, söz konusu faaliyet alanına son derece yabancı organlar tarafından verilmesi ve öğretim elemanlarının bu şartlar altında çalışmaya zorlanması, öğretim kurumlarında bilimsel ilerlemeyi engelleyen önemli etkenler olmaktadır.

YÖK {Yüksek Öğretim Kurumu}

•Ocak 24, 2007 • 1 Yorum

 

1981 Üniversite reformundan önceki yıllarda, Türk yükseköğretim sistemi beş tür kurumdan oluşmaktaydı: 

Üniversiteler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı akademiler Bir kısmı diğer bakanlıklara, çoğu Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı iki yıllık meslek yüksekokulları ile konservatuvarlar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı üç yıllık eğitim enstitüleri Mektupla öğretim yapan YAYKUR Yükseköğretimin tüm düzeyleri için etkili ve koordineli bir merkezi planlamanın olmaması, özellikle de altmışlı ve yetmişli yıllarda yükseköğretim kurumlarının sayısı, çeşidi ve öğrenci sayıları ile başka bir çok hususta gözlenen hızlı artış nedeniyle yukarıda belirtilen yükseköğretim sistemi bir süre sonra başarısızlık ve yozlaşma işaretleri vermeye başlamıştır. Bunlara ek olarak 1960-80 arasında ortaya çıkan siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar, yükseköğretimdeki kötüye gidişi daha da artırmıştır. Bu nedenle yetmişli yılların sonunda köklü bir reform kaçınılmaz hale gelmiş ve sonunda 1981 reformu yürürlüğe konmuştur.  

Yükseköğretim, 1981’de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile akademik, kurumsal ve idari yönden yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bu kanunla ülkemizdeki tüm yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) çatısı altında toplanmış, akademiler üniversitelere, eğitim enstitüleri eğitim fakültelerine dönüştürülmüş ve konservatuvarlar ile meslek yüksekokulları üniversitelere bağlanmıştır. Böylece, söz konusu kanun hükümleri ve Anayasa’nın 130. ve 131. maddeleriyle kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olan Yükseköğretim Kurulu, tüm yükseköğretimden sorumlu tek kuruluş haline gelmiştir. 

Türk yükseköğretim sistemi 1982 yılı itibarıyla yirmiyedi üniversite ile bunlara bağlı fakülte, enstitü, yüksekokul, konservatuvar ve yüksekokullarından oluşan birleşik bir yapıya dönüştürülmüştür. Bu meyanda, YAYKUR’un işlevleri Anadolu Üniversitesi’ne devredilerek uzaktan öğretimin ülkemizde yaygınlaşması hızlandırılmıştır.  

Anayasa’da yer alan hükümlere uygun olarak getirilen yeni yasal düzenleme ile kar amacı gütmeyen vakıfların özel yükseköğretim kurmalarına imkan sağlanmıştır. Bu tür ilk üniversite olan Bilkent Üniversitesi, 1984’te kurularak faaliyete geçmiştir. Ancak, Bilkent Üniversitesi’nin yasal konumu, Anayasa Mahkemesi’nde açılan iki davanın sonucunda Mahkeme’nin bu tür üniversitelerin de kanunla kurulması gerektiğine karar vermesi üzerine, 1992 yılında çıkarılan 3785 sayılı Kanun’la açıklığa kavuşmuştur.  

Halen ülkede 53’ü devlet, 24’u vakıf olmak üzere toplam 77 üniversite bulunmaktadır. Bunlardan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Hükümeti arasında imzalanan anlaşmaya göre kurulması kararlaştırılan İstanbul Batı Üniversitesi henüz faaliyete geçmemiştir. YÖK’ün Yapısı——————————————————————————– Yüksekögretim Kurulu, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1982 Anayasasi ile belirlenen yüksekögretim sisteminin temel esaslarina göre olusturulan Anayasal bir kurulustur.  

Anayasamizin yüksekögretimin temel esaslarini belirleyen maddelerinin metinleri asagida yer almaktadir:  

E. Yüksekögretim kurumlari ve üst kuruluslari  

1 . Yüksekögretim Kurumlari  

MADDE 130 – Çagdas egitim-ögretim esaslarina dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarina uygun insan gücü yetistirmek amaci ile; ortaögretime dayali çesitli düzeylerde egitim-ögretim, bilimsel arastirma, yayin ve danismanlik yapmak, ülkeye ve insanliga hizmet etmek üzere çesitli birimlerden olusan kamu tüzel kisiligine ve bilimsel özerklige sahip üniversiteler Devlet tarafindan kanunla kurulur.  

Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacina yönelik olmamak sarti ile vakiflar tarafindan, Devletin gözetim ve denetimine tabi yüksekögretim kurumlari kurulabilir.  

Kanun, üniversitelerin ülke sathina dengeli bir biçimde yayilmasini gözetir.  

Üniversiteler ile ögretim üyeleri ve yardimcilari serbestçe hertürlü bilimsel arastirma ve yayinda bulunabilirler. Ancak bu yetki, Devletin varligi ve bagimsizligi ve milletin ve ülkenin bütünlügü ve bölünmezligi aleyhinde faaliyette bulunma serbestligi vermez.  

Üniversiteler ve bunlara bagli birimler, Devletin gözetimi ve denetimi altinda olup, güvenlik hizmetleri Devletçe saglanir.  

Kanunun belirledigi usul ve esaslara göre; rektörler Cumhurbaskaninca, dekanlar ise Yüksekögretim Kurulunca seçilir ve atanir.  

Üniversite yönetim ve denetim organlari ile ögretim elemanlari; Yüksekögretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarinin disinda kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklastirilamazlar.  

Üniversitelerin hazirladigi bütçeler; Yüksekögretim Kurulunca tetkik ve onaylandiktan sonra Milli Egitim Bakanligina sunulur ve genel ve katma bütçelerin bagli oldugu esaslara uygun olarak isleme tabi tutularak yürürlüge konulur ve denetlenir.  

Yüksekögretim kurumlarinin kurulus ve organlari ile isleyisleri ve bunlarin seçimleri, görev, yetki ve sorumluluklari üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkini kullanma usulleri, ögretim elemanlarinin görevleri, unvanlari, atama, yükselme ve emeklilikleri, ögretim elemani yetistirme, üniversitelerin ve ögretim elemanlarinin kamu kuruluslari ve diger kurumlar ile iliskileri, ögretim düzeyleri ve süreleri, yüksekögretime giris, devam ve alinacak harçlar, Devletin yapacagi yardimlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza isleri, mali isler, özlük haklari, ögretim elemanlarinin uyacaklari kosullar, üniversitelerarasi ihtiyaçlara göre ögretim elemanlarinin görevlendirilmesi, ögrenimin ve ögretimin hürriyet ve teminat içinde ve çagdas bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, Yüksekögretim Kuruluna ve üniversitelere Devletin sagladigi mali kaynaklarin kullanilmasi kanunla düzenlenir.  

Vakiflar tarafindan kurulan yüksekögretim kurumlari, mali ve idari konulari disindaki akademik çalismalari, ögretim elemanlarinin saglanmasi ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yüksekögretim kurumlari için Anayasada belirtilen hükümlere tabidir.  

2. Yüksekögretim Üst Kuruluslari  

MADDE 131 -Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim – öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur. 

(Değişik : 7.5.2004 – 5170/8 md.) Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, Bakanlar Kurulunca seçilen ve sayıları, nitelikleri ve seçilme usulleri kanunla belirlenen adaylar arasından rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış profesörlere öncelik vermek sureti ile Cumhurbaşkanınca atanan üyeler ve Cumhurbaşkanınca doğrudan doğruya seçilen üyelerden kurulur. 

Kurulun teşkilatı, görev, yetki, sorumluluğu ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. 

Anayasamizin bu iki maddesi ve bunlara dayali olarak çikartilan 2547 sayili Yüksekögretim Kanunu’nun amaci, söz konusu kanunun birinci maddesinde “yüksekögretimle ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek ve bütün yüksekögretim kurumlarinin ve üst kuruluslarinin teskilatlanma, isleyis, görev, yetki ve sorumluluklari ile egitim-ögretim, arastirma, yayim, ögretim elemanlari, ögrenciler ve diger personel ile ilgili esaslari bir bütünlük içinde düzenlemek” seklinde ifade edilmektedir.  

Bu cümle ile baglantili olarak 2547 sayili Yüksekögretim Kanununun 6. maddesinde Yüksekögretim Kurulu’nun tanimi, olusturulmasi ve organlari siralanmaktadir.  

Yüksekögretim Kurulu:  

MADDE 6  

a. Yüksekögretim Kurulu; tüm yüksekögretimi düzenleyen ve yüksekögretim kurumlarinin faaliyetlerine yön veren, bu kanunla kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerklige ve kamu tüzel kisiligine sahip, bir kurulustur. Yüksekögretim Kuruluna; Yüksekögretim Denetleme Kurulu, Ögrenci Seçme ve Yerlestirme Merkezi ile gerekli planlama, arastirma, gelistirme, degerlendirme, bütçe, yatirim ve koordinasyon faaliyetleri ile ilgili birimler baglidir.  

b. Yüksekögretim Kurulu;  

(1) Cumhurbaskani tarafindan, rektörlük ve ögretim üyeliginde basarili hizmet yapmis profesörlere öncelik vermek suretiyle seçilen yedi,  

(2) Bakanlar Kurulunca temayüz etmis üst düzeydeki Devlet görevlileri veya emeklileri arasindan, (hakim ve savci sinifindan olanlar için Bakanligi ve kendilerinin muvafakati alinmak kaydiyla) seçilen yedi,  

(3) Genelkurmay Baskanliginca seçilen bir,  

(4) Anayasa Mahkemesi’nin 2 Agustos 1997 gün ve 23068 sayili Resmi Gazete’de yayimlanan 1997/21 Esas, 1997/48 Karar sayili karari ile iptal edilmistir.  

(5) Üniversitelerarasi Kurulca, Kurul üyesi olmayan profesör ögretim üyelerinden seçilen yedi kisiden olusur.  

(2)., (3). ve (5). bentlere göre seçilenlerin üyelikleri Cumhurbaskaninin onayi ile kesinlesir.  

Kurul üyeliginin süresi dört yildir.  

c. Yüksekögretim Kurulu Organlari; Genel Kurul, Baskan ve Yürütme Kurulu’ndan ibarettir.  

Yüksekögretim Genel Kurulu, yukaridaki (b) fikrasinda yazili kisilerden olusur. Genel Kurul her yari yilda en az üç defa toplanir.  

Cumhurbaskani, Kurul üyeleri arasindan dört yil süreyle bir Baskan seçer.  

Yürütme Kurulu, Baskan dahil dokuz kisiden olusur. Yürütme Kuruluna katilacak olan ve Genel Kurul üyeleri arasindan seçilecek iki baskan vekilinden biri Kurul Baskaninca; digeri ise Genel Kurul tarafindan seçilir.  

Baskan, Yüksekögretim Genel Kurulu ile Yürütme Kurulu’na baskanlik eder. Baskanin yoklugunda, Baskanin görevlendirdigi baskan vekillerinden biri Baskana vekalet eder.  

Anayasamiz ve 2547 sayili Yüksekögretim Kanunundan yaptigimiz alintilarla tanitmaya çalistigimiz Yüksekögretim Kurulunun görevleri de yine anilan kanunun 7. maddesinde asagidaki gibi sayilmaktadir:  

Yüksekögretim Kurulunun Görevleri:  

MADDE 7  

Yüksekögretim Kurulunun Görevleri;  

a) Yüksekögretim kurumlarinin bu Kanunda belirlenen amaç, hedef ve ilkeler dogrultusunda kurulmasi, gelistirilmesi, egitim-ögretim faaliyetlerinin gerçeklestirilmesi ve yüksekögretim alanlarinin ihtiyaç duydugu ögretim elemanlarinin yurt içinde ve yurt disinda yetistirilmesi için kisa ve uzun vadeli planlar hazirlamak, üniversitelere tahsis edilen kaynaklarin, bu plan ve programlar çerçevesinde etkili bir biçimde kullanilmasini gözetim ve denetim altinda bulundurmak,  

b) Yüksekögretim kurumlari arasinda bu Kanunda belirlenen amaç, ilke ve hedefler dogrultusunda birlestirici, bütünlestirici, sürekli, ahenkli ve gelistirici isbirligi ve koordinasyonu saglamak,  

c) Üniversite çalismalarinin en verimli düzeyde sürdürülmesi için büyümenin sinirlarini tespit etmek ve yaz ögretimi, gece ögretimi, ikili ögretim gibi tedbirler almak,  

d ) Devlet kalkinma planlarinin ilke ve hedefleri dogrultusunda ve yüksekögretim planlamasi çerçevesi içinde;  

(1) Yeni üniversite kurulmasina ve gerektiginde birlestirilmesine iliskin önerilerini veya görüslerini Milli Egitim Bakanligina sunmak,  

(2) Bir üniversite içinde fakülte, enstitü ve yüksekokul açilmasi, birlestirilmesi veya kapatilmasi ile ilgili olarak dogrudan veya üniversitelerden gelecek önerilere dayali kararlar almak ve geregi için Milli Egitim Bakanligina sunmak,  

Yüksekögretim kurumlari içinde bölüm, anabilim ve anasanat dallari ile uygulama ve arastirma merkezi açilmasi, birlestirilmesi veya kapatilmasi; konservatuvar, meslek yüksekokulu veya destek, hazirlik okulu veya birimleri kurulmasi ile ilgili olarak dogrudan veya üniversitelerden gelecek öneriler üzerine karar vermek,  

Egitim-ögretimin aksamasi sonucunu doguracak olaylar dolayisiyla ögrenime ara verilmesine veya tekrar baslatilmasina iliskin olarak üniversitelerden gelecek önerilere göre veya dogrudan karar verip uygulatmak,  

(3) Bakanliklar tarafindan kurulacak yüksekögretim kurumlarinin kurulus, amaç ve esaslarini inceleyerek görüslerini ilgili makama sunmak,  

e)Yüksekögretim kurumlarinda egitim-ögretim programlarinin asgari ders saatlerini ve sürelerini, ögrencilerin yatay ve dikey geçisleriyle ve yüksekokul mezunlarinin bir üst düzeyde ögrenim yapmalarina iliskin esaslari Üniversitelerarasi Kurulun da görüslerini alarak tespit etmek,  

f)Üniversitelerin ihtiyaçlarini, egitim-ögretim programlarini, bilim dallarinin niteliklerini, arastirma faaliyetlerini, uygulama alanlarini, bina, araç gereç ve benzeri imkanlar ve ögrenci sayilarini ve diger ilgili hususlari dikkate alarak; üniversitelerin profesör, doçent ve yardimci doçent kadrolarini dengeli bir oranda tespit etmek,  

g)Her yil üniversitelerin verecekleri faaliyet raporlarini inceleyerek degerlendirmek; üstün basari gösterenlerle, yeterli görülmeyenleri tespit etmek ve gerekli önlemleri almak,  

h) Üniversitelerin her egitim-ögretim programina kabul edecegi ögrenci sayisi önerilerini inceleyerek kapasitelerini tespit etmek; insangücü planlamasi, kurumlarin kapasiteleri ve ögrencilerin ilgi ve yetenekleri dogrultusunda ortaögretimdeki yönlendirme esaslarini da dikkate alarak ögrencilerin seçilmesi ve kabul edilmesi ile ilgili esaslari tespit etmek,  

i)Yüksekögretim kurumlarinda ve bu kurumlara giriste imkan ve firsat esitligi saglayacak önlemleri almak,  

j)Her egitim-ögretim programinda ögrencilerden alinacak harca ait ilgili yüksekögretim kurumlarinin önerilerini inceleyerek karara baglamak,  

k)Yüksekögretim üst kuruluslari ile üniversitelerce hazirlanan bütçeleri tetkik ve onayladiktan sonra Milli Egitim Bakanligina sunmak,  

l)Rektörlerin disiplin islemlerini kovusturmak ve karara baglamak, ögretim elemanlarindan bu Kanunda öngörülen görevleri yerine getirmekte yetersizligi görülenler ile bu Kanunla belirlenen yüksekögretimin amaç, ana ilkeleri ve öngördügü düzene aykiri harekette bulunanlari rektörün önerisi üzerine veya dogrudan, normal usulüne göre, yüksekögretim kurumlari ile ilisiklerini kesmek veya denenmek üzere baska bir yüksekögretim kurumuna atamak,  

m) Çesitli bilim ve sanat alanlarinda bilimsel milli komiteler ve çalisma gruplari kurmak,  

n) Gerektiginde yeni kurulan veya gelismekte olan üniversitelere gelismis üniversitelerin egitim-ögretim ve eleman yetistirme alanlarinda yapacagi katkiyi gerçeklestirmek için gelismis üniversiteleri görevlendirmek ve bu konudaki uygulama esaslarini tespit etmek,  

o) Vakiflar tarafindan kurulacak yüksekögretim kurumlarinin bu Kanun hükümlerine göre açilmasi hususundaki görüs ve önerilerini Milli Egitim Bakanligina sunmak, bu kurumlara iliskin gerekli düzenlemeleri yapmak ve bunlari gözetmek, denetlemek,  

p) Yurt disindaki yüksekögretim kurumlarindan alinmis ön lisans, lisans ve lisansüstü diplomalarin denkligini tespit etmek,  

r) Bu Kanunla kendisine verilen diger görevleri yapmaktir.  

Yüksekögretim Denetleme Kurulu:  

MADDE 8  

a. Yüksekögretim Denetleme Kurulu, Yüksekögretim Kurulu adina üniversiteleri, bagli birimlerini, ögretim elemanlarini ve bunlarin faaliyetlerini gözetim ve denetim altinda bulunduran, Yüksekögretim Kuruluna bagli bir kurulustur.  

b. Kurulus ve Isleyis:  

Yüksekögretim Denetleme Kurulu:  

(1) Yüksekögretim Kurulu tarafindan önerilecek bes profesör üyeden,  

(2) Yargitay, Danistay ve Sayistay tarafindan gösterilecek üçer aday arasindan Yüksekögretim Kurulu tarafindan seçilip önerilecek birer üyeden,  

(3) Genelkurmay Baskanligi ve Milli Egitim Bakanliginca seçilecek birer üyeden, olusur.  

Bu suretle tespit edilen Yüksekögretim Denetleme Kurulu üyelerinin atanmalari, cari usullere göre yapilir.  

Yüksekögretim Denetleme Kurulu Baskani, bu kurul üyeleri arasindan Yüksekögretim Kurulu Baskani tarafindan atanir.  

Ögrenci Seçme ve Yerlestirme Merkezi:  

MADDE 10  

Kurulus, Isleyis ve Görevleri:  

Ögrenci Seçme ve Yerlestirme Merkezi, Yüksekögretim Kurulu’nun tespit ettigi esaslar çerçevesinde yüksekögretim kurumlarina ögrenci alinmasi amaciyla sinavlari hazirlayan ve yapan, ögrenci isteklerini de gözönünde tutarak Yüksekögretim Kurulunun tespit ettigi esaslara göre degerlendiren, ögrenci adaylarinin yüksekögretim kurumlarina yerlestirilmesini saglayan ve bu faaliyetlerle ilgili arastirmalari ve diger hizmetleri yapan Yüksekögretim Kuruluna bagli bir kurulustur.  

Üiiiversitelerarasi Kurul:  

MADDE 11  

a. Kurulus ve Isleyisi :  

Üniversitelerarasi Kurul, üniversite rektörleri, Genelkurmay Baskanliginin Silahli Kuvvetlerden dört yil için seçecegi bir profesör ile her üniversite senatosunun o üniversiteden dört yil için seçecegi bir profesörden olusur.  

Rektörler, Üniversitelerarasi Kurula, bir yil süre ile , üniversitelerin Cumhuriyet dönemindeki kurulus tarihlerine göre, sira ile, baskanlik yaparlar. Kurul çalismalarini kolaylastirmak ve üniversitelerarasinda ve uluslararasi yüksekögretim kurumlari ile isbirligini düzenlemek amaci ile sürekli ve geçici birimler ve komisyonlar kurabilir. Bu birim ve komisyonlarin teskil ve çalisma esaslari Üniversitelerarasi Kurulca belirlenir.  

Kurul, en az yilda iki defa, aksi kararlastirilmadikça baskanin bagli oldugu üniversitenin bulundugu sehirde toplanir ve kurul gündemi önceden Milli Egitim Bakanligina, Yüksekögretim Kuruluna ve kurul üyelerine gönderilir. Milli Egitim Bakani ve Yüksekögretim Kurulu Baskani gerekli gördügü hallerde Kurulun toplantilarina katilabilir.  

b. Görevleri:  

Üniversitelerarasi Kurul akademik bir organ olup asagidaki görevleri yapar:  

(1) Yüksekögretim planlamasi çerçevesinde, üniversitelerin egitim ögretim, bilimsel arastirma ve yayim faaliyetlerini koordine etmek, uygulamalari degerlendirmek, Yüksekögretim Kuruluna ve üniversitelere önerilerde bulunmak,  

(2) Teskilat ve kadro yönünden ve Yüksekögretim Kurulu kararlari dogrultusunda üniversitelerin ögretim üyesi ihtiyacini karsilayacak önlemleri teklif etmek,  

(3) Üniversitelerin tümünü ilgilendiren egitim-ögretim, bilimsel arastirma ve yayim faaliyetleri ile ilgili yönetmelikleri hazirlamak veya görüs bildirmek,  

(4) Ayni veya benzer nitelikteki fakültelerin yada üniversitelere veya fakültelere bagli diger yüksekögretim kurumlarinin egitim-ögretimine iliskin ilkeler ve süreler arasinda uyum saglamak,  

(5) Doktora ile ilgili esaslari tespit etmek ve yurt disinda yapilan doktoralari, doçentlik ve profesörlük unvanlarini degerlendirmek,  

(6) Doçentlik sinavlarini düzenlemek ve ilgili yönetmelik geregince doçent adaylarinin yayin ve arastirmalarinin degerlendirilmesi ve doçentlik sinavi ile ilgili esaslari tespit etmek ve jürileri seçmek,  

(7) Bu kanunla kendisine verilen diger görevleri yapmaktir.  

 İdari Birimler——————————————————————————–  Genel SekreterlikGenel Sekreter: Turgut Kılıç Genel Sekreter Yardımcısı: Hasan Sayın Genel Sekreter Yardımcısı: Nur Gümüşsoy Uncu   Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği  Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı  Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı  Eğitim-Öğretim Dairesi Başkanlığı  İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı  İnşaat Bakım Onarım Dairesi Başkanlığı  Personel Dairesi Başkanlığı   Yayın ve Dokümantasyon Dairesi Başkanlığı  Hukuk Müşavirliği  Burslu Öğrenciler Merkezi  Denklik Birimi   Toplumsal Faaliyetler Birimi  Vakıf Üniversiteleri Koordinasyon Birimi  Milli Komiteler——————————————————————————–  Enformatik Milli Komitesi  Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesi  Stratejik Araştırma ve Etütler Milli Komitesi  Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesi Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesi Yükseköğretim Genel Kurulu ‘nun 19/09/1997 tarihli kararı ile oluşturulmuştur. Milli Komite’de Eğitim Fakülteleri, Yükseköğretim Kurulu ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın birimlerinin temsilcilerinin yer alması öngörülmüştür.  

Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesinin Amaçları:  

Eğitim Fakülteleri ile gerekli işbirliği ve koordinasyon çerçevesinde çalışarak, hizmet öncesi öğretmen eğitimi kalitesini yükseltmek; dolayısı ile de öğrencilerin okullardaki başarılarının artmasına katkıda bulunmak. Hizmet öncesi öğretmen eğitimi için ulusal ölçütler belirleyip bunları uygulamak. Öğretmen eğitimi kalitesini değerlendirme ve iyileştirme amacı ile kalite kontrol mekanizmaları geliştirmek. Öğretmenler için gerekli olan bilgi, anlama, beceri ve yeteneklere ilişkin ulusal ölçütler oluşturmak. Hizmet öncesi öğretmen eğitiminde okulların etkin katılımını sağlayıp, fakültelerle okullar arasındaki işbirliğinin gelişmesine yardımcı olmak. Görevler:  

Öğretmen eğitimi programlarını ve derslerini oluşturup, güncelleştirmek. Öğretmen eğitimi derslerine ilişkin ulusal ölçütler geliştirmek ve uygulamayı değerlendirmek. Yeni öğretmenler için ulusal standartlar geliştirmek ve uygulamasını sağlamak. Öğretmen eğitimi programlarının kontrolünü, sürekliliğini ve güncelleştirilmesini sağlamak. Öğretmen eğitiminin büyük ölçüde uygulamaya dayandırılmasını sağlamak. Ülkenin önceliklerinin ve öğretmen açığı olan bölgelerin saptanması, her branş için gerekli olan öğrenci sayısının dağılımının yapılması ve öğretmenlerin temini ve istihdamı ile ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği ve koordinasyon içerisinde çalışmak. Öğretmen eğitimi programları için uygulanabilecek öğrenci seçiminde destek sağlamak. Yükseköğretim Kurulu ile Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu ile Fakülteler ve diğer bütün ilgili kurumlar arasındaki bilgi ve iletişim akışını sağlamak. Çalışmaların en iyi ve mükemmel bir biçimde sürdürülmesine yardımcı olmak. Hizmet için eğitim kursları ve yurtdışı eğitim bursları yoluyla personel gelişimine katkı ve destek sağlamak. Okullardaki öğrenim-öğretim kalitesini iyileştirmek ile ilgili olarak sınıf tabanlı eğitim araştırmalarının yaygınlaştırılmasına yardımcı olmak. Öğretmen yetiştirme ve eğitimi ile ilgili verileri toplamak, muhafaza etmek ve ilgili yerlere sunmak. Öğretmen eğitiminin en önemli boyutlarından biri olan fakülte-okul işbirliği konusunda gerekli olan model ve altyapı çalışmalarını gerçekleştirmek. Öğretmen yetiştirme ile ilgili kısa ve uzun vadeli planlamalar yapmak. Ülkenin ihtiyaçları ve öncelikleri ile alandaki çağdaş gelişmeler ve araştırma bulguları doğrultusunda hizmet öncesi öğretmen yetiştirme sürecini etkin ve verimli hale getirmek. Öğretmen yetiştirme ile ilgili olarak belirlenecek alanlarda gerekli çalışma ve araştırmaları yapmak üzere alan alt komitesi biçiminde faaliyet gösterecek çalışma gruplarını oluşturmak, görevlerini belirlemek ve çalışmalarını değerlendirmek. Öğretmen eğitimi ile ilgili tüm konularda Yükseköğretim Kurulu’na tavsiyelerde bulunmak. Stratejik Araştırma ve Etüdler Milli Komitesi 

   

   Yükseköğretim Kurulu bünyesinde 7 Kasım 1997 tarihinde kurulan Stratejik Araştırma ve Etütler Milli Komitesi , başta Türk-Yunan  İlişkileri olmak üzere , Türkiye’nin  ikili ve çok taraflı uluslararası ilişkilerini ve bölge ile ilgili konularını kapsayan tarihi, kültürel , siyasi, ekonomik ,hukuki,sosyolojik, jeopolitik ve jeostratejik yapıyı bilimsel yöntemlerle araştırmak amacıyla çeşitli bilimsel projeler hazırlatmak , bu konularda yapılacak akademik çalışmaları yönlendirmek ve teşvik etmek fonksiyonlarını üstlenmiştir. 

   

   Bu çerçevede Milli komiteye ulaşan proje önerilerinden , hedef ve amaçlara uygun bulunarak desteklenmesine karar verilenlere  maddi destek sağlamaktadır.Tamamlanan çalışmalar ise Türkçe ve İngilizce  kitap haline getirilerek , yurt içi ve yurt dışı dağıtımı yapılmaktadır. 

   

  Söz konusu Milli komitenin her ay gerçekleştirdiği olağan toplantı hazırlıklarını yapma ve toplantılara raportör olarak katılma ayrıca yukarıda belirtilen tüm idari işleri yapma görevi ise Milli Komitenin sekreteryası konumundaki Toplumsal Faaliyetler Birimi tarafından gerçekleştirilmektedir.